15 Kasım 2012 Perşembe

Duygu Ucar; Bag Kalir

Dans devam ediyor… Biliyorum bana kızgınsınız çok seyrek yazdığım için ama unutmuş değilim sizleri. Sadece çok az zaman ayırabiliyorum buraya fakat bu demek değildir ki bırakacağım sizi. Şu an için hedefim ölene kadar burada bir şeyler paylaşmak, büyük bir sorun çıkmazsa…


Duygular hepinizin bildiği üzere uçucudur; hafif bir kolonya kadar. Sürekli desteklenmez ve takviye edilmezse tükenir. Bunun sonucu olarak da ilişkiler biter, arayışa geçilir ya da insanlar unutulur. İlişkiyi bitirecek derecede kuvvetli duygu uçmasından bahsetmeyeceğim şu anda çünkü bu bir makalenin uzunluğunu aşar. Şimdilik sadece henüz başlamamış bir ilişkinin unutulmasına değineceğim.


Güzel bir kızla tanışırsınız, her şey güzeldir, keyifler yerindedir; yüzünüz güler ve dünyanın geri kalanı umurunuzda değildir artık. Kızla belki sosyal bir ortam içerisinde tanışmışınızdır veya gece kulübünde… Hiçbir önemi yok mutlusunuzdur. Karşınızdaki insan da mutludur ve siz olayı hallettiğinizi düşünürsünüz. Artık aranızdaki büyüyü bozmaya hiçbir şeyin gücü yetmez… Ben ise bu gücün mevcut olduğunu söylemek için buradayım. 1-2 saat… Evet, sadece 1-2 saatlik boşluk karşınızdaki kişinin sizi unutması için yeterlidir çünkü bütün o keyifli muhabbetler, eğlenceler, mutluluklar; duygudan ibarettirler. O duyguların yerini sıkıntı, öfke gibi duygular kolaylıkla alabilir. Siz kızın yanındayken kendini mutlu hissediyordur o an için, fakat siz kızın yanından ayrılınca o duygu gidecek ve yerini başka duygular ya da bir boşluk alacak. Siz kızın yanına tekrar döndüğünüzde ise kızın tekrar mutluluk duygusunu yaşayacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz.


Her şey güzeldi eğlendiniz, kızın numarasını aldınız ve eve döndünüz. Kızı arıyorsunuz; açmıyor. Mesaj atıyorsunuz; kısa cevaplar atıyor, umursamıyor hatta hiç cevap bile vermiyor… Deliye dönüyorsunuz, daha az önce veya geçen gün eğlendiydiniz şimdi nereden çıktı bu soğukluk? Çıldırıyorsunuz, kızı azarlamaya başlıyorsunuz, kızla tekrar görüşmek istiyorsunuz ama kızın mantıklı bahaneleri var görüşmemek için. Siz de ikna oluyorsunuz tabii ki: “Ha işi varmış neyse yarın tekrar ararım” diyorsunuz. Sonunda kız dayanamıyor ısrarlarınıza ve sizinle görüşmek istemediğini söylüyor… Senaryo tanıdık mı?




Bunların tek sebebi var o da duyguların uçuculuğu. Kızda çekim oluşturdunuz mu; evet. Kız sizi sevdi mi; evet. Kız sizi eğlenceli buldu mu; evet… Ama hepsi gitti. Çünkü artık o anki gibi hissetmiyor. Neden sizinle tekrar zaman harcasın ki? Aynı eğlence hissini lunaparkta ya da romantik komedi bir filmle de yaşayabilir. Düşünün şimdi lunaparka gittiğinizi. Rangers’a bindiniz ve çok eğlendiniz. Adrenalini damarlarınızda hissettiniz. Peki, rangers’den indikten sonra kaç saat daha o duyguyu yaşayacaksınız? O güzel duyguyu yaşadınız diye (yükseklik korkunuz yoksa), her gün rangers’a gitmek ister misiniz? Rangers ile beraber yaşamak ister misiniz? Hayır, sadece o anlık eğlendiniz ve bitti rangers ile olan tüm ilişkiniz.


Bazılarınızın da şu tür bir düşüncesi olabilir. Kızla öpüştük, seviştik, bana sakso çekti ama ertesi gün aramalarıma cevap vermedi. Bunun da açıklaması var. Güzel bir porno izlediğinizi düşünün. Hatta soruyorum hanginiz en son izlediği pornoyu hatırlıyor? Zevkliydi ama değil mi? Zevk aldınız, o an için keyifliydi ve boşalınca internet sayfasını kapattınız. Aklınıza yer etti mi o porno (iğrenç içerikli değilse)? Tabii ki hayır... Sevişmek de o kadar büyük önemi olan bir şey değil artık bu devirde. Yakında tokalaşmak kadar önemsiz bir şey olacak. Dünyayı bazen ben bile tanıyamıyorum…


Şimdi çok sevdiğiniz bir filmi düşünün. Dövüş kulübü olur, titanik olur, requiem for a dream ya da otomatik portakal da olur. Bu filmlerle, izlediğiniz porno arasındaki fark ne? Halbu ki pornodan aldığınız zevk ve keyif daha fazlaydı. Ben farkı söyleyeyim; bağ. O filmlerle aranızda bağ kuruyorsunuz. O filmde kendinizi görüyorsunuz. Karakterlerde kendinizi yaşıyorsunuz. Olayların sizin başınıza gelebileceğini düşünüyorsunuz ya da gelmiş gibi görüyorsunuz. O filmlerde sizi canlandırıyorlar. “bu film beni anlatıyor resmen” diyorsunuz. Ya da olmak istediğiniz kişileri görüyorsunuz o filmde. Yaşamak istediğiniz dünyayı, gerçekleşen hayallerinizi görüyorsunuz. Böylece o film favori filminiz oluyor. Bir buçuk saatlik eğlence olmaktan çıkıp hayatınızda yer ediyorlar. Bunun tek sebebi var o da filmle aranızda kurulan güçlü bağdır.


Kızın aramalarınıza hevesle cevap vermesini istiyorsanız onu eğlendirip, güldürmekten fazlasını yapmanız gerekiyor. Eğer yapmazsanız ikinci sefere gördüğünüz kişi bir yabancı olacaktır. Kız sizinle arasında bağ kurmalı. Sizi kendisinde görmeli, sizi yaşamalı. Sizin gibi olmak istemeli kız. Sizle aranızda kuvvetli bir bağ oluştuğunu bu yüzden sizden kopmaması gerektiğini, bulmuşken kaçırmaması gerektiğini düşünmeli. Bunları başarmanın tek yolu da bağ kurmaktır. Bu makale biraz uzun oldu o yüzden bağ kurmanın inceliklerini ve gerekli teknikleri bir dahaki yazımda paylaşacağım.

Saygılarımla…










10 Ekim 2012 Çarşamba

Hayati İnisi Ve Cikisiyla kabul Ederek Yasamak

Biz insanlar her zaman eşref saatinde olamayız. Çok sıcakkanlı bildiğimiz insanlar hiç sebep yokken bazen bize parlayabilirler; ters davranırlar. Çünkü bir saatimiz diğer saati tutmaz. Dünya da kocaman bir insandır. Koca bir bebektir hatta; önce güler sonra ağlar. Dünyanın temel özelliği budur. O yüzden “ben bolluk içinde yaşayacağım, süper hayatım olacak” diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Dünyayı “god mode” de oynamanız imkansızdır. Hayatta çıkışlar olacağı gibi inişler de olacaktır. Kaliteli insanla kalitesiz insan arasındaki fark işte bu zamanlarda ortaya çıkar. Her iki insanda çıkışlarda mutludur fakat sadece birisi inişlerde mutsuz ve çaresizdir. İşte kaliteyi bu durumlar belirler.


Hayatı olduğu gibi kabullenin. Hayatınızı ütopya veya distopya olarak görmekten vazgeçip size verilen her şeyi kabul edin.


İsyan Etme!


Hayatta başınıza gelen kötü şeyler muhakkak olacaktır. Sevdiğiniz birisi ölecektir, ekonomik olarak dara düşeceksinizdir, sevgilinizi başkasıyla yatakta bulacaksınızdır. Evinizde yangın çıkacaktır ve ailenizi yangından siz kurtarmak zorunda kalacaksınızdır. Sevdiğiniz kızı serserilerin elinden kurtaracaksınız belki de. Ya da size öfkeyle yaklaşan birisini sakinleştirecek kişi sizsinizdir. Çok yakın bir arkadaşınız intihar edeceğini söyleyecektir ve onu sakinleştirip yaşamaya ikna etmek size düşecektir…

Kısacası kötü şeyleri muhakkak yaşayacaksınız. Bu kötü olayları yani hayatın inişlerini yaşadığınızda ilk yapmanız; daha doğrusu yapmamanız gereken şey isyan etmektir. “Bunları neden ben yaşıyorum? Neden hep beni buluyor, benim suçum neydi; hâlbuki elimden gelenin en iyisini yapmıştım!” Tanıdık geliyor mu? Bunu yapmayın. Soğukkanlılığınızı ne olursa olsun koruyun. Bu şekilde mantığınız devre dışı kalmayacak ve doğru kararlar alıp bulunduğunuz ortamı yönetebileceksiniz. Ayrıca iyi ya da kötü bütün tecrübeler size bir şeyler öğretir. Vücut acı çektikçe ruh çiçek açar.



Sorumluluk Al!


Kriz anında sorumluluk alan kişi lider kişidir. Mutlu bir anda herkes sorumluluk alır. Önemli olan birçok kişinin çöktüğü bir durumda sorumluluk alıp güçlü durmaktır.


Kaçıp kurtulacağınız, yalan söyleyip sıyrılacağınız durumlarla sık sık karşılaşırsınız. Bu evrenin sizi test etmek için kullandığı bir oyundur aslında. Korkaklık edip kaçacak mısınız yoksa zor olanı seçip cesurca zorluklarla karşı karşıya gelecek misiniz? Bu durum başta korkutucu, üzücü ve içinden çıkılması zor bir durum gibi gözükebilir fakat unutmayın bu testi başarıyla geçerseniz mutlaka mükâfatlandırılacaksınız. Kaçarak hiçbir şey öğrenemezsiniz. Kendinize bir şeyler katmak istiyorsanız zor durumlara sırtınızı dönmeyin. Çünkü her kötü deneyim sizi biraz daha olgunlaştırır. Sizi öldürmeyen şey size güç verir.


Fırsatları kaçırma konusunda birçoğumuz uzman sayılırız. Fırsatları kaçırmaya o kadar alışmışızdır ki seyrek de olsa şans eseri bir fırsatı değerlendirdiğimizde dünyanın en mutlu insanı oluruz. Çünkü bilmiyoruz, bir fırsatı yakalamanın heyecanını çok nadir tadıyoruz ve yakaladığımızda gerçekten önemli bir şeyler kazandığımızı hissediyoruz. Aslında her gün onlarca fırsat bu şekilde önümüzden akıp gidiyor. Hayat fırsatlarla dolu, dünya size sürekli ilham yağdırıyor. Şemsiyeyi açıp bu ilhamlardan sırf korktuğunuz için kurtulmak yerine soyunun ve bütün benliğinizin bu ilhamla ıslanmasına izin verin. Eğer bunu yapmazsanız gün sonunda kendinizi yatakta acı içerisinde paralarken bulursunuz zira evrenin korkaklara karşı acıması yoktur.


Birinden hoşlandınız mı, sorumluluğu alıp o kızı elde etmek için bir şeyler yapın. Bazen ben de bu hataya düşerim ve bedelini çok acı şekilde öderim. Yavaştan ilerleyeceğim diye beklerken kız kendisiyle hızlı olarak ilgilenen bir erkeğe gidebilir veya kız başka şehre taşınabilir ve ben de onu bir daha asla göremem. Hatta daha kötüsü kız bir trafik kazasında ölebilir. O zaman kazandığımız tek şey pişmanlık olur. Yapmadığınız şeyler yüzünden pişmanlık duymak acıların en kötüsüdür. Bir şey yaparsanız ve başarısız olursanız hiç değilse “denedim” dersiniz. Ama korku ve tembellik yüzünden hayatınızın anlamını kaybederseniz dünyanın en acınası insanı haline gelebilirsiniz.

Şu andan itibaren dünyaya daha içten bakın. Görmezden geldiğiniz fırsatlara bir bakın. O fırsatı yakalamazsanız ne kaybedeceğinizi bir düşünün. Fırsatlar asla tükenmez dostlarım. Fakat bir kere fırsat kaçırırsanız bu bir daha alışkanlık haline gelir ve fırsatları göremeyecek kadar kör olursunuz…

31 Ağustos 2012 Cuma

Kahraman ya da Anti-Kahraman Olmak







Yaşadığımız dünya; doğumla ölüm arasında gerçekleşen bir serüvendir. Yani hepimiz başrolünde oynadığımız filmlerin ya da romanların karakterleriyiz. Diyebilirsiniz ki; “ben eziğim, benden anca yoldan geçen adam rolü olur.” Hayır, yoldan geçen adam rolü diye bir şey yok. O, yoldan geçen ezik bir adamı anlatan dramatik bir filmdir. Öyle ya da böyle, hepimiz gerçekliğimizde başrolü oynarız. Buna inanın veya inanmayın sizin bileceğiniz iş fakat gerçek bu.


Bu siteyi takip ettiğinize göre, siz figüran gibi davranmaktan bıkmış insanlarsınız diye düşünüyorum. Başrol oyuncusu gibi davranmaya can atıyorsunuz. Pekâlâ, yan rolleri eledim; dramatik ve hüzünlü filmleri de bıraktım. Geriye sadece kahraman ya da anti-kahraman olacağınız filmler kalıyor. Şu anda bir filmin içindesiniz ve kahraman ya da anti-kahraman olma seçeneği önünüzde duruyor.


Kahramanların niyetleri iyidir ve iyiliğe ulaşmak için daima iyi davranışlarda bulunurlar. Dünyayı sadece iyilik için kurtarırlar. Kıza aşık olurlar ve eğer kız başka adama giderse; “o kız için en iyisi bu zaten” diye düşünüp kızı uzaktan severler. Değerleri vardır kahramanların ve ne olursa olsun o değerlerden vazgeçmezler. Karşısındaki çıplak kadına; “benim sevgilim var bunu yapamam, kusura bakma” deyip kaçarlar oradan. Ama gün sonunda yine yalnız kalırlar. Fakat değerlerinden vazgeçmemiş olurlar. Hayattaki tek hedefleri vardır o da iyi olmak. Çıkarlarını düşünmezler, sıkıcıdırlar…


Anti-kahramanlar benim favori karakterlerimdir, herkesin olduğu gibi. Bunlar da iyi insanlardır fakat iyiliğe ulaşmak için hangi yoldan gittiklerini pek umursamazlar. Çıkarcılardır, önce kendi çıkarları gelir sonra dünyanın iyiliği. Değerlerinden sık sık bahsederler, prensip sahibi olmakla övünürler ama çıplak bir kadın karşılarındayken 2 saatliğine değerleri unuturlar. Dünyayı, daha fazla kız götürmek için kurtarırlar. Karizmatik ve ukaladırlar.


Artık dünyanızın nasıl bir yer olmasını hayal ediyorsunuz bilemeyeceğim fakat kendinizi kahraman olarak görüyorsanız bundan vazgeçin. Kendinizi düşünmenin, birazcık bencil olmanın hiçbir kötülüğü yoktur. Özünüzde yine iyi insan olun ama iyilik için gittiğiniz yolu umursamayın. Bazen kötü davranarak da iyiliğe ulaşabilirsiniz. Kendi hayatınızın anti-kahramanı olun.


-Herkesle geçinmek zorunda değilsiniz!


-Herkesi memnun etmek zorunda değilsiniz!


-Herkesin pisliğine katlanmak zorunda değilsiniz!


-Sizi üzen insanları dünyanızda barındırmak zorunda değilsiniz!


-Çıkarlar önce gelir; sonra dünya barışı…

28 Temmuz 2012 Cumartesi

"Kimsin?"in Gücü







Merhaba millet, bu yazımda size bir kızla konuşmaya başladığımda kullandığım çok etkili bir kelimeden bahsetmek istiyorum. Farkındasınızdır ki çoğunuz bir kızla konuşmaya başladığında onu etkilemenin yollarını ararsınız. Bunu yapmasanız bile içinizden “ne yaparsam kız benden hoşlanır?” gibi düşünceler geçirirsiniz ve iyice gerilirsiniz. Şimdi sizinle paylaşacağım kelime bunu tam tersine çevirecek. Yani siz kızı değil de kızın sizi etkilemesini sağlayacak.


Benim yöntemim olayları tersine çevirme üzerine kuruludur. Yani kızların bize yaptığı şeyleri onlara karşı kullanırım. Onları kendi silahları ile vurduğum için de savunmasız olurlar çünkü kendileriyle nasıl başa çıkacaklarını bilmezler. Bir kızla konuştuğunuzda kız sizi test eder. Sizin kendinizi ispatlamanızı sağlar. Sizi kontrol etmeye en baştan başlar. İpi kızın eline verince zaten bir daha asla geri alamazsınız o ipi…


Ben bir kızla konuşmaya başladığımda, bir iki cümle alışverişinden sonra mutlaka kıza “kimsin?” sorusunu sorarım. Yani kızın kendisini bana kanıtlamasını isterim. Yüz yüze bir kızla tanıştığınızda ya da Facebook’ta bir kızla tanıştığınızda çok işe yarar bu kelime. Bu kelimenin altında yatan alt mesaj “ben üstünüm, o yüzden senin kendini bana kanıtlaman lazım. Bakalım bana uygun musun, konuşmaya değer misin, kim olduğunu bana söyle ki bende seni seçip seçmeyeceğime karar vereyim” dir.


Eğer kız bunu anlamaz ve “adımı zaten biliyorsun, kimsin ne demek?” diye saçmalarsa devamını şu şekilde getirin:


“Adını zaten biliyorum. Önemli olan adın değil, önemli olan kim olduğun… Kimsin, nesin, necisin, nelerden hoşlanırsın, ne yaparsın, amacın ne, dünyada bulunma sebebin ne, neden var olmalısın?”


Bu cümleyle demek istediğimizi yani kızın kendini kanıtlamasını istediğimizi daha çok belli ederiz. Böylece spot lambası bizim üzerimizden çekilir ve kızın üzerinde durur. Oynama sırası ondadır. Sizin yapmanız gereken ise kızda hoşlandığınız noktaları ödüllendirmek, hoşlanmadığınız şeyleri ise cezalandırmak. Ayrıca bazı şeylerde ortak nokta bularak kızla bağ kurarsınız. Sevgiler…

24 Temmuz 2012 Salı

Site, Kitap ve Beklentiler



Sitem ve kitabım tamamen faydalı kaynaklardır. Ama bir yere kadar faydalıdır! Bazılarınız iki makale okuyup, kitapları yalayıp yutup, dışarı çıkıp iki kızla tanışınca dünyadaki bütün kızları etkileyebileceğini düşünüyor. Bu düşünceye nasıl kapılıyorsunuz hiç anlamıyorum.


Güzel bir kız düşünün şimdi; çok hoş suratlı var, gözleri renkli, göğüsleri büyük, kalçası dolgun mükemmel bir kız. Siz ise vasat olduğunuzu ve o kıza layık olmadığınızı düşünüyorsunuz. Ama nasıl olduysa kız geldi ve sizinle tanışmak istediğini söyledi. Fakat siz saçma inançlarınız ve utangaçlığınız sebebiyle kızla güzel bir diyalog kuramadınız, biraz da saçmaladınız. Hatta kıza kaba davrandınız. Bu durumda kız kendisini reddedilmiş hissedecektir. Peki, kızın reddedilmesi onun çekici olmadığı anlamına mı gelir? Tabii ki hayır kız çekici ama herif sorunlu. Bu yüzden kıza yüz vermedi.


Çok güzel bir kız gidip, sadık bir kocaya sarktığı zaman da reddedilebilir. Eğer sarktığı erkek eşcinsel ise kız yine reddedilir. Hatta güzel bir kız gelip sizinle tanıştığında kafanızda; “acaba arkadaşlarıyla iddiaya girdi de o yüzden mi benimle tanışmak istiyor, benimle dalga geçiyor da olabilir ya da birisini kıskandırmaya çalışıyordur benimle konuşarak; ben oyuncak mıyım?” şeklinde de düşünebilirsiniz. Belki de kız aids virüsü taşıyordur ve bunu tüm erkeklere bulaştırmayı kendine misyon bilmiştir kim bilir?


Görüyorsunuz ki çok güzel bir kız bile erkekleri elde etmekte zorlanabiliyor. Peki, kaliteli bir erkek nasıl olur da tüm kızları becerebilir? Benim yazılarımın amacı sizi çok güzel bir kızın seviyesine getirmektir. Güzel kızlar diğer kızlardan nasıl üstünse; siz de diğer erkeklerden o derece üstün olacaksınız. Başka bir şey beklemeyin. Sokakta tüm kızların peşinizde koşacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Yine reddedileceksiniz, yine başınıza gelmedik kalmayacak ama ne yapacağınızı bileceksiniz. En zor durumda bile sakin davranıp çözüm üreteceksiniz ve daima öğreneceksiniz. Tecrübenin iyisi kötüsü yoktur. Muhakkak hepsi size bir şeyler kazandırır…

5 Temmuz 2012 Perşembe

İletisim Nedir?


İnsanlar sosyal varlıklardır. Bunun anlamı; hiç kimsenin kendi başına yaşamasının mümkün olmayacağıdır. Yalnız yaşamayı denemek, su içmeden yaşamaya çalışmak gibidir; sağlıksızdır. Eğer sağlığınızı kaybetmeye meyilliyseniz evde tek başınıza yaşamaya başlayabilirsiniz (bir kısmınız bu şekilde yaşıyor zaten).

Amerika’da tek kişilik hücre hapislerini 15 günden fazla tutmamaya dikkat ediyorlar. Çünkü 15 günden fazla yalnız kalan insan psikolojik olarak çöküntüye uğramaya başlar. Çünkü psikolojik gıdasını alamazsa bünye, önce can sıkıntısı ve depresyon gibi uyarılar verir size; uyarıları dikkate almazsanız da yabanileşmeye, hastalanmaya, korkmaya başlarsınız. Sosyal fobinin en büyük sebeplerinden birisidir zaten yalnız kalmak. Yalnız kalırsanız içe kapanırsınız ve beyninizin dışarıya aktarması gereken bilgileri içinizde tutarsınız. Daha sonra bunu alışkanlık haline getirirsiniz ve gerektiği zaman bile kendinizi tutarsınız. Konuşmazsınız ve utangaç bir tavır sergilersiniz.

Dışarıya aktarmamız gereken iletileri içimizde tutmak, tuvaletimiz geldiğinizde işememek gibi bir şeydir. Çişiniz geldiğinde rahatsızlık hissedersiniz ve o şeyi dışarı atmanız gerektiğini bilirsiniz. İnadına içinizde tutarsanız bunu; rahatsızlık hissedersiniz, hastalanırsınız, hatta idrar torbası patlayabilir ve ölebilirsiniz. İletişim de bir çeşit çiştir. İşemeniz gerekir onu dışarıya.

Bir kız gördüğünüzü varsayalım. O kızla konuşmak istiyorsunuz ama bunu yapacak cesareti kendinizde bulamıyorsunuz. Hatta kıza söyleyecek şeyi bile buldunuz misal: “Merhaba, sizinle tanışmak istiyorum.” Bunu kıza söylemek istiyorsunuz yani beyniniz bu iletiyi dışarı atmak zorunda. Eğer bunu söylemezseniz sidiğinizi içinde tutmuş olacaksınız ve bunun sonucunda rahatsızlanacaksınız. Bu size hastalık yani utangaçlık olarak geri dönecek. O yüzden işemeniz gerektiğinde işeyin, konuşmanız gerektiğinde konuşun; sağlıklı olmak istiyorsanız…

Her canlının bir iletişim şekli vardır. Mesela bir kedi kendini tehdit eden başka bir kediyi gördüğünde tüylerini kabartır. Köpekler uyarmak için havlar. Kuşlar öterek birbirlerine kur yaparlar. Yunus balıkları bile sesli olarak iletişim kurmaktadırlar. Ama dünya üzerinde en kapsamlı iletişim kurabilen varlık insanlardır çünkü analitik beyin lobuna sahibiz. Kelimelerimiz var. Ses tonumuz ve beden dilimiz var. Eğer elimizdeki bu hazineleri kullanmayıp çekingenlikten ya da artistlikten iletişim kurmazsak, bir yunus balığı kadar olamayız.

İnsanlar arası ilişkileri iletişim belirler. Sizin kaç paraya sahip olduğunuz veya kraliyet soyundan gelmeniz kimsenin umurunda değil. İnsanların umurunda olan sizinle olan iletişimleridir. Onlara ne katıyorsunuz, onlar size ne katıyor, kimin çerçevesi daha güçlü, kimin sosyal yetenekleri daha güçlü… Bunlar insanların size karşı olan tavırlarını belirleyecektir. Yoksa 10 yıl önce bir uçak kaçırıp dünya turu yapmanız kimsenin umurunda değil. Önemli olan bunu karşıya en iyi şekilde nakletmektir. Ben neyi nakledeceğinizi bilemem o sizin sorununuz. Deneyimlerinizi ve yaşayacaklarınızı ya da yaşadıklarınızı ben belirleyemem. Benim yapabileceğim tek şey sizin bu deneyimleri nasıl karşı tarafa iletebileceğinizdir.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Sevilmek İstiyorsaniz: Dilenmekten Vazgecin!


Yolda yürürken sık sık karşılaşırsınız isteyen insanlarla. Sizden sürekli bir şeyler isterler. Birisi paranızı ister, diğeri ayakkabınızı boyamak ister, öteki çiçeklerini satın almanızı ister, başkası sigara ister. Sürekli bir şeyler istemek maksatlı yolunuzdan alıkoyarlar sizi. Siz de tabii ki adaptasyon gereği bu durumu atlatmanın yollarını bulursunuz. Eğer bir yolunu bulmazsanız zarar görürsünüz. Her dilenciye para verecek olursanız sonunda siz dilenmeye başlarsınız.

Kendi bütünlüğünüzü korumak maksatlı geliştirdiğiniz savunma mekanizması; sizin zarar görmenizi önler. Misal dilenciyi görmezden gelmek, sokak satıcılarının elinize tutuşturmaya çalıştığı şeyleri tutmamak,  sizden para isteyenlere “ben de muhtacım” demek gibi örnekler sizin geliştirdiğiniz savunma stratejilerinizdir. Bir süre sonra bu stratejiler otomatik hale gelir ve tehlike geldiği an devreye girerler. Mesela sokakta birisi size “pardon iki dakikanızı alacam” dediğinde direk görmezden gelip geçip gidebilirsiniz. Çünkü bu giriş cümlesi tipik satıcı girişidir. Siz de o an hiçbir şey satın almak istemiyorsunuzdur. Eğer o kişinin amacı size sadece adres sormak olsa dahi kızın isteyeni reddetme mekanizmasını tetiklediğiniz için oralı olmayacaktır kız.

Bir kişiyle konuşmaya başlarken “senden bir şey isteyebilir miyim?” ya da “bir şey rica edebilir miyim?” diye soru cümleleri kullanan kişiler de reddedilmeye mahkûmdur. Çünkü o bir şey isteyeceğiniz kişi kafasında kurgulamaya başlar bunu: “Acaba ne isteyecek, para mı? Dilenci midir nedir” şeklinde olumsuz düşünceler kızın kafasında dolaşmaya başlar.

Bu istemenin en itici versiyonu ise bir kişiyi sadece işin düştüğünde aramaktır. Normalde hiç arayıp sormayan bir kişi paraya sıkıştığında sizi arıyorsa; o kişi kalitesiz birisidir. İnsanlık adına hiçbir şey kalmamıştır o kişide. Hayvandan farksızdır o yüzden o hayvana borç vermek; sokak köpeğinin boynuna parayı asıp “bunu yarın geri getir” demekten farksızdır. Her şeyin bir yeri, zamanı ve usulü vardır.

Sürekli insanlardan borç para isteyen, sigaralarından otlanan, beleş geçinen, ödemeli arayan kişiler asla sevilmezler. Eğer birisinden illa ki bir iyilik isteyeceksen; zamanında büyük yardımının dokunduğu bir kişiden isteyin. Böylece ödeşmiş olursunuz. Veya karşıdan aldığın yardımın karşılığını fazlasıyla ödeyin. Ama siz siz olun çok sıkışmadıkça kimseden bir şey istemeyin. Çünkü geliştirilen savunma mekanizmaları dolayısıyla alacağınız cevap hep “hayır” olacaktır.

Bir kızla buluşmak istediğinizi söylemeyin. Onunla çıkmak istediğinizden bahsetmeyin. Çünkü sizin isteklerinizi insanlar kolay kolay umursamazlar. Önemli olan onların istekleridir. Başkalarından bir şeyler isteyeceğinize; onların içlerinde bir istek oluşturun. Özendirin, keşfetmesini sağlayın, çerçevesini ele geçirin. Ama asla istemeyin. İsteyen değil, veren insan olun. Önce verin, karşılıksız olarak. Sonra zaten insanlar bir şekilde sizle ödeşeceklerdir.


13 Mayıs 2012 Pazar

İnsanlığın Gereklerinden: Sosyalleşmek




İnsanların temel ihtiyaçları vardır; yemek, içmek,  üremek gibi. İnsanı insan yapan ve diğer canlılardan ayıran en üstün özelliklerinden birisi de sosyal olmalarıdır. Tüm insanlarda vardır sosyal olmak çünkü hiç kimse asla tam olamaz. Mutlaka başkalarına ihtiyacımız vardır, başkalarının da bize…

Sosyal olmak, dışarı çıkıp kaynaşmak bir zevk değildir. Eğlence amaçlı yapılan bir aktivite veya üstün insanların yapabildiği bir lüks de değildir. Herkesin yapması gereken temel ihtiyaçlardan birisidir sosyalleşmek.

Yemeden, içmeden ya da hiç uyumadan durabileniz var mı? Belki bir müddet durabilirsiniz. Yemek yemeden birkaç gün durursanız gücünüz düşer, haliniz kalmaz ve acıkırsınız. Fazla aç kalırsanız da ölürsünüz. Susuzluk da öyle… Sosyalleşmezseniz ölmezsiniz evet ama bu temel ihtiyacı gidermediğiniz için ağır sonuçlara katlanırsınız. Başta yabanileşirsiniz. Ormandan gelen Tarzan misali yabancılaşırsınız toplumdan. İçine kapanırsınız ve depresyona girersiniz. Hatta sosyallikle alakalı korkularınız başlar bu yüzden de sosyal fobi yaşarsınız. Normal davranmayı unutursunuz, başkalarının yanında anormal hal ve tavırlar sergilersiniz.

İnsan bünyesi her şeyi dengesinde kabul eder. Eğer bir şeyin dengesini yakalarsanız mutlu olursunuz. Aç olmak size rahatsızlık verirken fazla yemek de size rahatsızlık verir. Hiç sosyal olmamakla aşırı sosyal olmak arasında da bir denge olması lazımdır. Sürekli sokakta sürten bir serseri de olmak istemezsiniz. Eğer sürekli dışarıda takılırsanız da mağara adamları gibi davranmaya başlarsınız. Bunun bir dengesi vardır. İnsanın yalnızlığa da ihtiyacı vardır, sosyalliğe de. Eğer denge bozulursa sorun çıkmaya başlar. Dengeyi sağlamak ise basittir. Bir günde 24 saat olduğu için 12 saati sosyal, diğer 12 saati de yalnız geçirmek sizi normal yapacaktır. Uyumak için harcadığınız vakit de yalnız geçirdiğiniz zamana dâhildir.

Şimdi kendi hayatlarınıza bakın; kaç saatini yalnız, kaç saatini sosyal geçiriyorsunuz? Günde kaç saat dışarıda takılıyorsunuz? Kendinize ne kadar zaman ayırıyorsunuz? Eğer günde sadece beş saat dışarı çıkıyorsanız normallik bozulur. Topluma karşı yabancılaşmaya ve yabanileşmeye başlarsınız. Bir gününüzü bile tam olarak evde geçirirseniz ertesi gün garipleşmeye başladığınızı fark edeceksiniz. Eğer bu sürekli devam ederse çeşitli ruhsal sıkıntılar ve hastalıklar da yaşarsınız.

Şimdi dışarıda durma sürenize bir göz atın. Evin dışında geçirdiğiniz zaman ortalama kaç saat? Bunu bulduktan sonra kademeli olarak bu süreyi yavaş yavaş 12 saate yükseltin. Misal 6 saat mi dışarıdasınız. Bir hafta boyunca bunu 7ye çıkartın sonra yavaş yavaş arttırın. Ne yapacağım diye de düşünmeyin. Yapacağınız bir saatlik yürüyüş, spora gitmek veya arkadaşla tavla atıp iki bira içmek de sizin sosyallik ihtiyacınızı karşılayacaktır.

Benim hayatıma bakarsak; günlük dışarıda zaman geçirme sürem 10-14 saat arası değişiyor. Yani tam dengedeyim. Şimdi merak edebilirsiniz kendime ve gelişime nasıl vakit ayırıyorum diye. Çok güzel zaman ayırabiliyorum kendime. Değer verdiğim ve tutku duyduğum her şeyi yapabiliyorum. Kitabımı okuyacak vakit de buluyorum, film izleyecek, müzik dinleyecek, oyun oynayacak, bir şeyler yazacak vakti çok güzel buluyorum. İşin püf noktası vakit öldürmemektir. Sebepsiz yere internette tur atmak ya da sırf zaman öldürmek için televizyonda boş programlar izlemek zamanınızı sebepsiz yere harcar. Onun yerine maksatlı şeyler yapın. Mesela sevdiğiniz bir filmi izleyin sonra televizyon karşısından kalkın başka bir işle uğraşın. Oturup altı saatinizi televizyon karşısında harcamayın. Eğer bu şekilde planlı hareket ederseniz hem dışarıya hem de içeriye yeterince vakit bulabilirsiniz…

Sosyalleşme adına bol şans size…

26 Mart 2012 Pazartesi

Kadinlarin Hoslandigi Erkek olmanin İkinci Kurali: Tahmin Edilemez Olun

Bu yazı kitabımda geçen küçük bir bölüm sadece. Normalde bunu yayımlamak kitabı alacaklar için haksızlık olur, ama bunu yayımlamak zorundaydım çünkü önemli bir mevzu. Zaten dediğim gibi kitabımdan küçük bir bölüm. Kitapta daha bunun gibi bir yığın önemli şey var. Zevkle okuyun..


Kadınların dünyası sıkıcıdır, çünkü hep aynı şeyleri tekrar ve tekrar yaşarlar. Bu sıkıcı ve çekilmez hayatları heyecanlı hale getirmek ise biz erkeklerin görevidir.

Kadınlar hep aynı tür olayları yaşarlar, aynı yerlere giderler, aynı tip adamlarla takılırlar. Birlikte oldukları her erkek, bir diğerinin yaptığı şeylerin aynısını yapar. Bara götürürler kızı, sinemaya götürürler, kafeye götürürler, kıskanırlar, onu sevdiğini söylerler, sinirlenirler kavga çıkarırlar. Hep aynı olay…

Bir erkek ne kadar mükemmel olursa olsun, kız ne kadar onu severse sevsin, eğer kızın sıkıcı hayatına heyecan katamıyorsa o erkek, eninde sonunda biter. Kız daha heyecanlı bir kişiyi bulmak ister, yani kötünün iyisini arar.

Bir erkeği sıkıcı yapan en temel özellik ise tahmin edilebilir olmasıdır. Bir erkeğin davranışlarını eğer tahmin etmek çok kolaysa; o erkeğin varlığının bir anlamı yoktur. Olmasa da olur çünkü kız zaten o erkeğin ne yapacağını biliyor. Hiçbir heyecanı yok, o erkeğin kıza yapacağı şeyleri kız kendi kendine de yapabilir artık. Çünkü kız ne yapılacağını zaten biliyor.

Hayatı rutin olan insanların ne yapacağı bellidir. Hayatı rutin olmak ise sıkıcı olmak anlamına geliyor. Her gün aynı saatte aynı şeyleri yapar bu insanlar. Aynı şeyleri düşünürler, olaylara karşı tepkileri hep aynıdır.

Çekici bir erkeğin ise ne yapacağı tahmin edilemez. Kadın sürekli ipin üzerinde asılı kalır, ne olacağını bilmemenin heyecanını yaşar. Hatta biraz korkar belki ama yine de sıkılmaz. İnsanlar bu duyguyu yaşamak için para veriyorlar, paraşütle atlamak gibi etkinlikler için. Sizin göreviniz ise kadının paraşütle atlamış gibi hissetmesini sağlamak. Eğer bunu başarabilirseniz, kadın size bağımlı olur. Ona yaşattığınız duyguları sizden başkasının yaşatamayacağını bilir.

Tahmin edilemez olmanın ilk kuralı, plan yapmaktır. Casanova’nın dediği gibi “bir kızla buluşacağınız zaman, günün sonunda sanki o kıza evlenme teklifi edecekmişsiniz gibi sürprizler hazırlayın.” Kızı kafeye götürmeyin, çünkü herkes kafeye götürüyor. Sinemaya götürmeyin çünkü herkes götürüyor. Bara götürmeyin, çünkü o kız bardan çıkmıyor. Daha değişik bir şeyler deneyin. Değişik şeyler düşünün. Misal gidin taksitle bir teleskop alın, evinizin balkonuna koyun. Kızı eve getirmek için süper bir bahaneniz var artık. Çünkü geceleri yıldızlara teleskopla bakmak şahane ve çok romantiktir. En basitinden aktivite şeklindeki buluşmaları tercih edin. Kafede oturacağınıza gidin kızla bilardo oynayın. Dart oynayın ya da bowling oynayın. Yüzmek için havuza gidin, olmadı lunaparka götürün. Biraz heyecanlı şeyler yapın. Kızda uyanan duygu sıkılmaksa siz sıkıcı birisinizdir. Kızda uyanacak duygu heyecan ise siz heyecan verici birisinizdir. Kızda uyanan duygu neyse siz osunuz.

Tahmin edilemez olmanın ikinci kuralı, yaptığınız planları kıza söylememektir. Planınızı yapın ama kıza planınızın olmadığını söyleyin. Olaylar rastgele gelişiyor havası verin, anı yaşadığınızı söyleyin. Ama mutlaka planınız olsun.

Tahmin edilemez olmanın bir diğer yolu da ne diyeceğinizin tahmin edilememesidir. Misal dizi ve filmlerden örnek verelim. Ally McBeal dizisini eminim çoğunuz izlememiştir. Orada Robert Downey Jr. bir sezon oynuyor ve oynadığı rol o diziyi izleyen kızlar için ideal sevgili rolü olarak görünüyor. Robert’i izleyip de “benim sevgililerim neden böyle değil” diye ağlayan kızlar var. Şimdi diziyi izlemenize gerek yok. Ben Robert’in oynadığı Larry karakterinin neden ideal sevgili olduğunu söyleyeyim. Çünkü Larry tahmin edilemiyor. Ne yapacağı belli olmuyor, sürprizlerle dolu. Örnek vermek gerekirse, Ally henüz Larry ile çıkmıyorken Larry ‘i kıskandığı için azarlıyor, trip atıyor. Bunun üzerine Larry de sanki Ally’e aşkını ilan edecekmiş gibi Ally’nin ellerini tutuyor, gözlerinin içine bakıyor ve “Ally uzun zamandır sana bir şey sormak istiyordum fakat uygun zamanı bekliyordum. Sanırım şimdi en uygun zaman… Ally, sen kaçık mısın?” diyor. Bunu sorarken gayet ciddi bir şekilde soruyor. İşte tahmin edilemezlik budur. Olayı analiz edersek, önce kızın bir şey düşünmesini sağlıyor, gerilimi yükseltiyor, kızı heyecanlandırıyor ve tam doruk noktasında kızı bozuyor. Kızın beklemediği bir şey söylüyor. Bu yöntemi ben de sık sık kullanırım ve gerçekten bunu yaparken ben bile heyecanlanıyorum, bir de kızı düşünün.

Bir diğer örnek Karayip Korsanları: Gizemli denizlerde filminde Jack Sparrow kıza ona âşık olduğunu söylüyor. Onu sevdiğini ve hep seveceğini söylüyor. Bunu söylerken de kızı öpmek için yaklaşıyor. İyice yaklaştığında, dudaklar neredeyse temas edeceğinde “gitmem gerek” diyerek kaçıyor.

Bu ve bunun gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Önemli olan bunu içselleştirmek ve ne yapacağı belli olmayan bir adam olabilmek… Siz de kızın beklemediği şeyleri yapın, onu heyecanlandırın. Çünkü o kız bunu hak ediyor.

23 Mart 2012 Cuma

Yeni Sitemiz Hayırlı Olsun.

Beni daha önceden takip edenler bilirler, blogcu problem çıkardığı için ben de yeni bir alternatif arayışına girmiştim. Kendi sitemi açacak kadar internet bilgisine sahip olmadığım ve özgürce harcayacak vaktim olmadığı için şimdilik blogspot'tan devam etmeye karar verdim.

İlk farkedeceğiniz şey sitenin isminin değişmiş olduğudur. Sebebi ise şu: eski sitemiz, bazı insanlara itici bir isim gibi geliyordu. Ayrıca sadece tek bir alana, yani kadınları düdüklemeye hitap ediyordu. Ama bu siteyle ben sitenin ufkunu genişlettim. Artık tek derdimiz kadınlar değil.

Yeni siteyle birlikte daha geniş bir perspektifle dünyaya bakacağız. Bu yüzden sitenin ismini ilişkiler okulu koydum. Çünkü dünya ilişkiler üzerine kuruludur. Bu sitede dört çeşit ilişkiden bahsedeceğiz:

1. Kendimizle olan ilişkilerimiz
2. Sosyal ilişkilerimiz
3. Karşı cinsle olan ilişkilerimiz
4. Dünyayla olan ilişkimiz.

Bu yazıdan itibaren yukarıdaki dört temel ilişkiyi bu sitede derinlemesine irdeleyeceğiz. Artık kadınları tavlamak ve baştan çıkarmak esas hedef olmayacak (evet esas hedef halen onlar ;) ) Ama kadınların dışında, genel olarak insanlar arası ilişkiler, yaşam tarzı, psikoloji, NLP, kişisel gelişim ve hatta iş yaşamından bile bahsedeceğiz. Etrafta işe yaramaz kişisel gelişim siteleri görmekten bıktım, hepiniz gibi. Sizin gerçek bir şeylere ihtiyacınız var ve gerçeği bu sitede bulacaksınız...

Beni takip edin.

Suratiniz Cekici mi Yoksa İtici mi?


Bugün size surat ifadenizle ilgili bir kaç ipucu vereceğim. Herkesin surat yapısı farklıdır, ikiz olmadığı sürece kimse kimseye kolay kolay benzemez. Ama bir kaç çeşit surat tipi vardır ve bunların bir kısmı itici, bir kısmı ise çekicidir. Size bu surat tiplerinden en belirgin olanlarını göstereceğim, böylece siz hangi yüz tipine sahip olduğunuzu ve sahip olmanız gereken yüz tipini göreceksiniz.

Yüz ifadeleri bir kimse hakkında çok şey söyler. Ne kadar aksini söylerseniz söyleyin, eğer suratınız utangaç birisi olduğunuzu gösteriyorsa, söylediklerinize değil gördüklerimize inanacağız. O yüzden bu yüz ifadelerine dikkat edin ve daha faydalı bir ifadeye sahip olmak için çalışın. Size soruyorum, mutlu bir anınızla üzüntülü anınızdaki yüz ifadeleriniz bir mi? Hayır duygularla birlikte anında yüzünüz de değişecektir ve bu normaldir. Anormal olan; yüzünüzün bir ifadeye takılı kalması ve bu ifadeden çıkamamasıdır. Kendine güvenen bir ifadeye takılıp kaldıysanız iyi durumdasınızdır. Ama 24 saat öfkeli bir suratla geziyorsanız, işte bu çok kötüdür.

Şimdi size sık rastlanan yüz ifadelerini resimli olarak anlatacağım. Ve en sık rastlanan ilk ifade,



Asık Surat:

Dr. House' nin ifadesine bakın. Bu karakteri seviyor olabilirsiniz, umrumda değil. Ama şimdi aslında bu karakteri tanımadığınızı varsayın. Olumsuz bir surat ifadesi var, muhtemelen hayata karşı bakış açısı negatif. Sürekli olumsuz şeyler onun başına geliyor. Bu adamla birlikte olacak olan bir kızın da başına olumsuz şeyler gelecek. Hatta adamdaki öfkeli bakışa bakılırsa belki de kızı dövecek. Hatta öldürecek.

Bunları mantıklı olarak düşünmeyebiliriz ama bilinç altımız bizi korumak için bu adamdan uzak durmamızı söylecektir. O yüzden itici bulacağız bu adamı ilk görüşte. Eğer böyle asık bir suratınız varsa, hemen aynanın karşısına geçin ve daha olumlu bir surat ifadesi kazanana kadar mimiklerinizle oynayın.

İkinci ifademiz,


Hüzünlü Surat:

İkinci olumsuz ifademiz de hüzünlü surattır. Kaşlar üçgen biçimide kalkık, gözler donuk, ağladı ağlayacak bir bakış... Bu ifadeye baktığımızda düşüneceğimiz şey, bu adamın tam bir kaybeden olduğudur. Hayatı bir lanetten ibaret, belki de makas elleri var kim bilir?

Not: Edward Scissorhands'ı çok severim ama yine de böyle bir ifadeden uzak durun. İçinizin hüznünün dışa yansımasından başka bir şey değildir bu.

Üçüncü ifademiz,


Donuk İfade:

Suratta herhangi bir duygu ifadesi yok, tüm yüz kasları gevşek ve dünyadan kopuk bir ifade. Ruhsal çöküntü yaşayanlarda bu tip ifadeler gözükür. Hayalet gibiydi deriz ya, işte onlar bu ifadeye sahiptirler. Gothic ve emo kızlara belki çekici gelebilir bu tip ama genel olarak içgüdüsel olarak bu tiplerden uzak dururuz. Çünkü duygu ifadesi olmayan bir insanın ne yapacağı belli olmaz. Ne yapacağını, ne hissettiğini kestiremeyiz, bu yüzden de tedirgin oluruz. Eğer böyle bir ifadeniz varsa, bakışlarınıza biraz daha duygu katmaya çalışın. Katatonik şizofreni vakalarında ve vampirlerde bu ifadeye sık rastlanır.

Dördüncü ifademiz,


Palyaço:

Bu ifadeye sahip insanlar çok sık gülme eyilimindedirler. Sürekli gülerler, dişlerini görmediğiniz bir an yoktur. Jim Carrey'e yakışıyor bu mimikler ama çoğu insana yakışmıyor. Bu tip insanlar zeka noksanı varmış gibi görünürler. Zaten Jim Carrey de çoğu zaman aptal rollerinde oynuyor. Zeki insanlar o kadar çok kahkaha atmazlar. Suratlarını binbir çeşit şekle sokmazlar.

Ve son ifademiz:


Karizmatik İfade:

İşte ideal surat ifadesi budur. Yüzde herhangi bir kasılma yok, rahat mimikler, gözlerinin içi gülüyor ve uzaklara dalgın, anlamlı bir şekilde bakan gözler; dudağının kenarıyla gülümseme... Bu ifadenin bize aktardığı bilgiyle Robert Downey Jr' in görmüş geçirmiş, tecrübeli, başarılı ki bu yüzden biraz kibirli, kendine güvenen bir insan olduğunu anlayabiliriz.

Siz de ayna karşısına geçin ve biraz daha derin, anlamlı bakmaya çalışın. Gülerken gözlerinizle gülün, suratınız kendinize güvendiğinizi göstersin. Gülüşünüze dikkat edin, kendinden emin ve hafif kibirli olsun. Siz de biraz pratikle karizmatik bir yüz ifadesine sahip olabilirsiniz. İyi çalışmalar...

Sosyal Ortam İçerisinde Kızlara Yaklaşmak

Site içerisinde sorulan sorularda ve bana gönderilen maillerde bu soruyu sıkça görüyorum. Sosyal ortam içerisinde tanımadığımız bir kıza nasıl yaklaşmalıyız? Bu soru bu kadar popüler olduğuna göre, demek ki takipçilerimin çoğunluğu üniversite öğrencisi. Güzel bir şey bu.

Şimdi, sosyal ortamınızda (üniversite, lise, iş yeri) çevreniz olduğunu varsayıyorum. Çünkü eğer yalnızsanız, hiç arkadaşınız yoksa direk kızlarla tanışmanızı önermiyorum. Çünkü bu dünyanın en ezik hareketlerinden birisidir. Sosyal ortam, sosyal kanıtın en fazla rol oynadığı yerdir. Sosyal kanıtınız olmak zorunda. Eğer kimse sizi tanımıyorsa insanlar size nasıl güvenebilirler ki? Gömleğinizin altında bomba taşımadığınız ne malum? Seri katil de olabilirsiniz. Seri katiller normal değillerdir. Bu yüzden siz normal olmak zorundasınız ve normal insanların arkadaşları olur.

Şimdi arkadaş kısmını hallettiğinizi düşünüyorum. Eğer halledemediyseniz, o zaman kızlarla tanışmayı ertelemeli ve arkadaşlık konusunda kafa yormalıyız.

Sosyal ortam içerisinde kız arkadaşlarınız olmak zorunda. Sık sık konuştuğunuz, takıldığınız en az üç kız arkadaşınız olmalı o sosyal ortam içerisinde (selam verip geçtiğimiz kızlar sayılmıyor). Kızlardan birisi güzel olmalı, diğer ikisi fark etmez. Bu konuyu da aştık diyelim.

Yeterince arkadaşımız var, tanınıyoruz, kızlarla aramız iyi ama ileride tanımadığımız bir kız var ve bu kız çok güzel! Önce kızın yanındaki kişilere bakıyoruz, ortak arkadaş var mı diye. Eğer ortak arkadaş varsa, gidip arkadaşla konuşmaya başlıyoruz. “Nasılsın dostum” deyip tokalaşıyoruz veya sarılıyoruz. Sonra yanındaki kıza da merhaba diyoruz, kız da merhaba deyince yine arkadaşımıza dönüp onunla konuşmaya devam ediyoruz. Kızla konuşmaya çalışmak yok! Başta merhaba deyip açtınız zaten kızı. Şimdi bırakın o sizinle konuşmaya çalışsın. Eğer kızla konuşmaya çalışırsanız, arkadaşınız “hayvan yanımızdaki kıza sarkıyor hemen” diye düşünecektir. Bunun yerine, arkadaşınızla konuşun, espriler yapın ve kızı kontrol edin. Eğer kız esprilerinize gülüyorsa sorun yoktur kızla da konuşabilirsiniz. Gülmüyorsa kızla ilgilenmeyin. Başka zaman tekrar açarsınız kızı, o gün bırakın kendi haline.

Peki ya hiç ortak arkadaşımız yoksa? İşte o zaman eğlence başlıyor demektir. Şimdi size üç çeşit sosyal ortam açılışı vereceğim. Bunlardan ikisi sosyal ortam içerisinde her durumda kullanılabilir, birisi ise sadece kızla ortak bir durumunuz varsa kullanılabilir; bir dersiniz ortaksa mesela…

1.Durumsal Açılış:

Sadece gözlem gücü ve anı yaşamak gereklidir bu açılışı yapmak için. Etrafa göz atın ve yorum yapabileceğiniz ya da soru sorabileceğiniz bir şeyler bulun. Misal kızın elinde enteresan bir telefon vardır. Şunu diyebilirsiniz:

-Bir şey soracağım, çok enteresan bir telefon o, modeli ne?

Görüyor musunuz çok normal ve sosyal bir soru. Kafanıza bir şey takıldı ve kıza soruyorsunuz bunu, bundan daha doğal bir şey yok.

Şimdi kantinde bir yığın insanın bir noktada toplandığını varsayalım. O bir yığın insanın dışında kalan bir kıza meraklı bir şekilde yaklaşarak:

-Ne oluyor burada, ne bu kalabalık. (kız cevap verir)… Peki, sen neden kalabalığın dışındasın?

Örnekler çoğaltılabilir. Formül basit: kız ve senin, içinde bulunduğunuz bir bağlam hakkında; pozitif ve hafif komik bir yorum yapacaksın. Bu açılışı sık sık tekrarladığınızda artık size çok doğal gelecektir ve her zaman her yerde istediğiniz kişiyle muhabbete başlayacak yeteneğe sahip olacaksınızdır.

2.Duyurma Açılış:

Bu açılış türünde kızla direk konuşmak yok. Bu açılışın amacı kızın sizi açmasına sebep olmaktır. Bu nasıl olacak peki? Basit, bir arkadaşınıza bulunduğunuz bağlamla ilgili yorum yapacaksın ve bu yorumu ilginç bulan hedefiniz bir şekilde muhabbete dahil olacaktır. Bu genelde kızın gülmesiyle gerçekleşir.

Misal, arkadaşınız bir sokak köpeğini seviyor ve onları seyreden bir kız var. Şimdi siz arkadaşınıza bir şey söylediğinizde kız muhakkak bunu duyacak, o yüzden kızın gülümsemesini sağlamak zorundasınız. Arkadaşınıza şunu söyleyebilirsiniz:

-Dostum aşıların tam mı? Hayvana hastalık bulaştırma.

Bunu doğru bir şekilde söylediğinizde çoğu kız güler. Arkadaşınızın kuyusunu kazmış oluyorsunuz gerçi ama olsun, sonradan onun gönlünü de alırsınız.

Bir diğer örnek, arkadaşlarınızla yemek yerken bir arkadaşınıza (kız olursa daha iyi olur) yüksek sesle “yemek yerken gülünmez”, “yemek yerken konuşulmaz” gibi şakadan uyarmak da etkileyici olabilir. Eğer hedefiniz olan karşı masadaki kız da o anda gülüyorsa ya da konuşuyorsa yaptığınız uyarı onlara da gidecektir ve önce şaşırıp sonra kahkahayı basacaklardır.

Bir de sadece sizin sesinizin duyulduğu anlar vardır. En etkileyicisi budur. Misal, canlı müzik dinlerken bağırarak konuşuruz ama yine de birbirimizin sesini duymayız. Bazı zamanlar olur ki tam şarkı biterken yüksek sesle bir şey söyleriz ve herkes bunu duyar, gülmeye başlarlar. Bu tuhaf yöntemi iyi değerlendirin. Şarkı sonlarında ya da ders ortalarında kazayla sesinizi yüksek çıkarın. İnsanların sizi açmasını sağlar bu.

Peki, muhabbeti nasıl devam ettireceğiz derseniz, bu başka bir dersin konusu.

3.Ortak İlgi Açılışı:

Bu açılış kızla ortak bir yönünüz olduğunda işe yarar. Mesela bir dersi kızla aynı sınıfta alıyorsunuzdur ve bu kız kantinde yalnız başına oturuyordur. Bu durumda kızın yanına gidip:

-Selam, xxx dersini ZZZZ hocadan alıyorsun sen de değil mi? Peki not tutuyor musun? Deyip kızın yanındaki sandalyeye oturmak yeterli olacaktır.

Veya kızla ortak bir arkadaşınız olduğunu biliyorsundur, bu durumda kızın yanına gidip “sen XXX’in arkadaşısın değil mi?” diyebilirsin.



Bir de direk açılış var. Sosyal ortamda kullanılabilecek en uygun direk açılış "tanışabilir miyiz?"'dir. Her ne kadar ezikçe görünse de en uygunu budur. Ama bu açılışı beden dili, ses tonu gibi temellerinize güveniyorsanız yapın.

Sosyal ortamda kızlara yaklaşma yöntemleri bunlar. Muhabbete nasıl devam ettirilir, bunu da ileride yazabilirim.

Saygılar...

Tanışma Korkusu İçin

Selam millet şimdi tanışma korkusu çekenler için küçük bir teknik vereceğim. Yalnız bu tekniği sadece sigara müptelası arkadaşlarımız kullanabilirler. Tabii sigara içmeyenler bu tekniği kullanmak için sigaraya başlamasınlar sakın!

Teknik basit, çakmak taşımayacaksınız yanınızda. Ve günde bir paket sigara içiyorsanız, günde aşağı yukarı 20 kişiden ateş isteyeceğiniz anlamına gelir bu. Yolda sigara içen bir kadından, cafenin bahçesinde oturup sigara içen gruplardan vs vs. Erkek kadın, yaşlı çocuk herkesle iletişime girebilirsiniz bu yöntemle.

Ama dediğim gibi bu bir baştan çıkarma yöntemi değil. Sadece sizin tanışma korkunuzu yenmek için küçük bir teknik bu.

Ben bile bazen sırf eğlence olsun diye sigara içen insanlardan ateş isterim. Ateş istediğim an karşımdaki kişinin heyecanlanmasını, hızlı bir şekilde ceplerini, çantasını kontrol etmesini izlemek hoşuma gider.

Eğer sigara içiyorsanız, çakmak taşımayın. En azından tanışma korkunuzu yenesiye kadar. Yorumlarınızı eksik etmeyin...

1,000,000 $ Değerinde Hediye

Benim bu sitede bir şeyler yazmaktaki en büyük amacım sizin bu yazılardan faydalanmanız ve bunu benimle paylaşmanızdır. 11.09.2011 tarihinde KuGu nickli arkadaşımızın bana yolladığı mail'de benim için 1,000,000 $ değerinde bir hediyedir.

KuGu yazılarımı sadece okumamış, onları anlayıp uygulamış ve bunun sonuçlarını deneyimlemiş bir arkadaşımızdır. İnanıyorum ki bu inançla devam ederse kendisi çok büyük başarılar elde edecektir.

Hepinizde aynı başarıları görmek istiyorum. İrili ufaklı tüm başarı ve başarısızlıklarınızı benimle paylaşın.

İşte 1,000,000 $ değerindeki mail:

Teşekkürler çünkü inanılmaz faydalandım yazılarından, özellikle beden diliyle ilgili yazı serisi inanılmaz işime yaradı.

Üniversiteye kayda gittiğim ilk gün herkes etrafıma falan toplandı. Ben de her gördüğümle göz göze gelip, gülümseyip selam verip ismimi söyleyerek elimi uzattım ve böylece sürüyle kişiyle tanışmış oldum. İlk kez yaşadığım için heyecanlanıyorum tabii, senin için normal olabilir bunlar :) Hemen hemen herkesle tanıştım, kızlarla konuşurken biraz zorlandım ama gene de ortamı yönlendiren kişiydim. Bir adım sağa, sola, geri atıyorum konuştuğum kaç kişi varsa onlar da bana doğru hareketleniyor :) Süper bir şeymiş :)

Hatta ilk kez tanıştığım kişiler değil sadece, kendi amcam bile üstünlüğümü kabul etti. Daima bana göre hareket etti. Yine sokakta yürürken aynı söylediğin gibi, kimse karşıma çıkmıyor; göz göze geliyoruz kim varsa bana doğru gelen yolu değişiyor :) Arkadaşlarımdan birinden yürüyüşüm hakkında iltifat bile aldım :)

Otobüste hiç kimse konuşmuyorken yanımdakiyle sohbet ettim ki bu benim için bir ilk; sadece benim sesimin dikkat çekeceği bir yerde hiç konuşmam çünkü. Tabii süreklilik sağlayamadım konuşurken, arada sessizlikler oldu ama aklıma bir şeyler geldikçe konuştum. Konuşmamı yavaşlattım ve bazen kelimelerin aralarında duraklamalar yaptım. Telefonumu açtım arkadaşımla konuştum.

Bunların hemen hemen hepsi olurken kalp atışlarımı da duyabiliyordum :)

Ve yine bunların hepsini yaparken tamamıyla "kontrollü" olmaya çalıştım. Gerçek anlamda "kontrol". Bedenimi ve sesimi, konuşurken duraklamalarımı hepsini bilerek-isteyerek-kontrol ederek yaptım, ama bunu da doğal biçimde yapmaya çalıştım. "Doğal olan çekicidir" :) Sanırım Zamanla otomatikleşecektir bunlar.

Değerli misin, Yoksa Değersiz mi?

Selam millet, uzun zamandır yazmadığımın farkındayım ve bunun sizin az yorum atmanızla bir alakası yok. Sadece yazmaya zaman ayıramıyordum. Yeni bir yazı okumak içinde gösterdiğiniz sabırsızlık da sizin en büyük hakkınız.

Temeller hakkında ufak ufak bilgiler verdikten sonra artık hafiften işin teknik kısmına bir değinmek istiyorum. Ama temeller henüz bitmedi daha temel atacağız. Sadece size dünyayı başka bir gözle daha görmeye başlamanızı istiyorum. Ayrıca bu değer kavramıyla teknik bilgilere de bir merhaba demiş olacağız.

Oyun terminolojisinde benim çok sevdiğim bir terim var: Demonstration Of Higher Value, yani kısaca DHV. Türkçesi Yüksek Değer Kanıtıdır. Bir de bunun tam zıttı Demonstration Of Lower Value yani kısaca DLV vardır. Bu da Düşük Değer Kanıtıdır.

Yaşamın ve insanlarla ilişkilerin en temel iki taşıdır bunlar. İnsanların sizi nasıl gördüğü ve size nasıl davranacağı sizin DHV veya DLV'nize bağlıdır.

DHV: Değerli, kaliteli, statüsü olan her şeydir. Beğenilendir. Takdir edilip saygı duyulan, imrenilen şeylerdir. DHV bir hikaye değildir, para değildir. DHV her şeydir. DHV çekicidir, insanlar DHV sahibi olmak veya DHV sahibi olan birisinin yanında olmak isterler. DHV ÇEKİCİDİR!!!

DLV: Değersiz, pespaye, hoşa gitmeyen, ezik, alt kültür, kötü, istenmeyen, dışlanılan, küçük düşüren her şeydir.

Bu DHV ve DLV kavramlarını iyi öğrenin çünkü bazen makalelerimde kullanacağım bu terimleri. Bilenleriniz daha fazla bilsinler, bilmeyenlerde isimleri gibi ezberlesinler bu terimleri. Ve etrafa bakıp neyin DHV neyin DLV olduğunu görmeye başlasınlar...

Şimdi daha iyi kavramanız için size DHV ve DLV örnekleri vereceğim:

Düzgün ve güzel bir Türkçe'yle konuşmak DHV,
Şiveli, aksanlı konuşmak DLV'dir.

Şık giyinmek, modadan anlamak DHV,
Sıradan, çocuk gibi size yakışmayan t-shirt'leri giymek DLV'dir.

Kadınlar konusunda ilgisiz davranmak, sizi aldattığında "salla" demek DHV,
Ağlanıp sızlanmak, kadınlardan nefret etmek DLV'dir.

Bir kadın sizi kızdırdığında oradan çekip gitmek DHV,
Orada durup kadınla tartışıp, kavga etmek DLV'dir.

Sokak köpeği gördüğünüzde "ne kadar şirin köpek" deyip başını sıvazlamak DHV,
Köpekten kaçmak veya ona küfretmek DLV'dir.

Lüks arabayla gezmek DHV,
Traktörle gezmek DLV'dir.

Karizmatik arkadaşlarının olması DHV,
Ezik ve inek arkadaşlarının olması DLV'dir.

Güzel kızlarla dolaşmak DHV,
Yalnız dolaşmak DLV'dir.



Konuyu anladığınızı varsayıyorum. Hepimiz hem DHV hem de DLV yaparız. Ama bizim yapmamız gereken DHV'leri maksimum seviyeye çekmek, DLV'yi de minimum seviyeye indirmektir. Böylece hem çekici bir insan haline geleceğiz, hem de insanlar bizim yanımızda olmak isteyeceklerdir.

Ödeviniz: Şu andan itibaren yaptığınız her davranışın, sahip olduğunuz her şeyin DHV mi DLV mi olduğunu düşünmenizdir. Ve mümkün mertebe DLV'yi hayatınızdan uzak tutun, DHV'yi hayatınıza davet edin.

Ayrıca örnek zenginliği olması açısından bu makaleye yorum olarak DHV ve DLV örnekleri atmanızı istiyorum. En az 10 kişi bu örnekleri atmadan yeni bir yazı yazmayacağım. Ayrıca yorum atarken belirli nick'ler kullanırsanız sizi daha kolay tanıyabilirim. Yorumlarınızı eksik etmeyin...

Dövüş Klübünün İlk Kuralı:

Dövüş klübünün ilk kuralı; dövüş klübü hakkında konuşmamaktır.

İlişki Okulunun ilk kuralı da, ilişki okulu hakkında konuşmamaktır...

Şimdi bunu film özentiliği olarak değerlendirenler olacaktır. Ama amacım sizin başarınızı arttırmak. Çünkü biliyorum ki bazılarınız bu site hakkında çok konuşuyor.

Bu işi yeni öğrenmeye başlayan çoğu insanda bunu görüyorum. Ben de ilk başladığımda bu konu hakkında konuşmadan edemiyordum. Kız erkek farketmez herkesle tartışırdım oyunu ve çoğu kez kimse ikna olmazdı. Bu hatayı bir kaç sene tekrarladım ben ve baktım ki bir işe yaramıyor, ben de böyle bir kural koydum.

Oyun hakkında konuşmaya teşvik eden en büyük etken duygularımızdır. Çünkü mesela güzel bir yazı okudunuz bu sitede, hemen gaza gelirsiniz. Sizi iyi ve güçlü hissettirir bu yazı ve bunu hemen başkalarıyla paylaşmak istersiniz. Sebebi onların da bu şekilde hissedeceğini zannetmenizdir.

Herkesin zevki farklıdır dostlar. Bir şarkı bir insanı ağlatabiliyorken başkasını hiç etkilemeyebilir. O yüzden insanları ikna etmeye çalışmaktan vazgeçin.

Kadınlara gidip siz böyle böylesiniz okudum araştırdım, sizi çözdüm demeyin. Çünkü kimse kitaptan öğrenilecek kadar basit olmak istemez. Herkes kendisini özel hisseder, en çaresiz insanlar bile... "Ulan bende para olacaktı var yaaa" diyen insanları çok duyarsınız..

Ayrıca bir kadına, kadınlardan anladığınızı söylerseniz direk saldırıya açık olursunuz. O kadın sizden bunu kanıtlamanızı ister. Ve yüksek ihtimal kanıtlayamazsınız. Eğer kanıtlayacak olsaydınız zaten bu konu hakkında konuşmazdınız.

Kadınlar hakkında başarısız olan bir erkeğe bunları anlatmayın. Çünkü tepki alırsınız. "Sen bir faydasını gördün mü" derse ne diyeceksiniz? Eğer iki kolunuzda birer kız varsa bunlardan bahsedin ama yalnızsanız kendinize saklayın. Bencil olun!

Tek bir şartla bu oyundan bahsedin dostlarım. Birisi size gelip "ya sendeki bu değişimin sırrı nedir? Nasıl oldu da bu kadar geliştirdin kendini" diyorsa o zaman o kişiye oyundan bahsedin. Ama kanıtlayabileceğiniz bir şeyler yoksa elinizde, boşuna gösteriş yapmaya çalışmayın. Elinizde patlar...

Ses Tonu - 2: Sesinizi Duyurun

Konuşurken sesin duyulmaması bir çok insanın sıkıntısıdır. Erkek, kız farketmez. Eğer konuştuğu şey anlaşılmıyorsa bir insanın; hem o iletişim sağlıksız olur hem de karşıdaki insan gıcık olmaya başlar.

Çocukluğumuzdan beri sürekli bize sessiz olmamız söyleniyor. Çocukluğunuzu düşünün, aileniz birileriyle konuşurken siz de fikrinizi söylediğinizde "laf arasına girme", "sessiz ol", "büyükler konuşurken dinle" gibi uyarıları bir çoğumuz almıştır. Veya etrafta ihtiyar birisi vardır, siz ses çıkardığınızda hemen "sessiz ol kafam götürmüyor" şeklinde tepkilerini belirtirler.

Okula başladığımızda öğretmenler derste konuştuğunuz için sizi azarlarlar. Söz hakkı almadan konuşmamanızı isterler. Tenefüste çok gürültü çıkardığınızda şikayet edilirsiniz.

İşte tüm bu sebeplerden ötürü beyniniz gürültü çıkarmanın kötü bir şey olduğunu zanneder. Artık beyniniz sesinizi otomatik olarak kısacaktır. Çünkü sesiniz çok çıkarsa azar işitirsiniz. Susturulursunuz hatta dayak yersiniz.

Gördüğünüz gibi millet, pısırık olmak için eğitiliyoruz. Ailelerimiz küçükken hepimizden lider olmamızı, büyük adam olmamızı bekliyorlar ama ne yazıkki bizi ezik gibi yetiştiriyorlar.

Pısrık yetişen bir nesiliz. Saygı adı altında bizi evcil hayvan gibi eğitiyorlar. Ve buna dur deme zamanı geldi.

Şimdi gerçekleri görün ve özellikle yabancılarla konuşurken sesimizi kısmanın gerçek sebebinin çarpık yetiştirilme olduğunu bilin. Siz bir bireysiniz, kimsenin kölesi değilsiniz. Sizinde özgün fikirleriniz var ve bunları engel tanımaksızın dile getirmek en büyük hakkınız. Bu dünya hepimizin, saygı bekleyen saygı değerlikten uzak insanların değil..

Şu andan itibaren beyninizin otomatik ayarına güvenmemenizi istiyorum. Biriyle konuşurken aradaki mesafeye göre beyininiz sesinizi ayarlayacaktır. Buna izin vermeyin! Sesinizi kendiniz ayarlayın.

Sizden istediğim, brisiyle konuşurken karşınızdaki insanla değilde sanki onun 1 metre arkasındaki birisiyle konuşuyormuş gibi sesinizi ayarlamanızı istiyorum. Yani sadece iletişim kurduğunuz kişi sesinizi duymayacak; onun 1 metre ardındaki bir kişi de dediklerinizi anlayabilecek.

Şuandan itibaren bilinçli olarak bu egzersizi yapın. Mesela bir kişiyle konuşuyorsunuz o kişinin bir metre ardında da bir kapı var. O kapının duyabileceği şekilde yüksek konuşun. Derin bir nefes alın ve konuşurken nefesinizi içinizde tutmayın. Mümkün olduğu kadar çok nefes verin ağzınızdan konuşurken. Bu sesinizi gür çıkaracaktır.

Yorumlarınızı eksik etmeyin...

Ses Tonu-1: Sesinizin Seviyesi

Selam dostlarım, bir süredir ilgilenemedim blogumla o yüzden sitem etmeye başlamışınız; haklısınız. Her zaman böyle istediğini elde etmek için agresif bir şekilde beklentilerinizi dile getirin, saygı duyarım..

İnsanlarla hatta hayvanlarla bile iletişim kurarken beden dilinden sonra ses tonu gelir. Bir köpeğe yumuşak bir sesle "gelir misin?" dersen seni umursamayabilir ama otoriter ve güçlü bir ses tonuyla "gel buraya" derseniz köpeğin size gelmesi olasıdır.

İnsanlar için de bu böyledir. Bir satış temsilcisinin kullandığı ses tonu ile bir ordu komutanının kullandığı ses tonu aynı değildir. Satış temsilcisi arada bağ kurmaya, ikna etmeye çalışan bir ses tonu kullanırken ordu komutanı emir veren, itaat gerektiren ses tonu kullanır.

Genel olarak insanların kullandığı 3 temel ses tonu seviyesi vardır. Yapıcı, yıkıcı ve doğal ses tonu.

Yapıcı ses tonu:

Bunu genelde iyi çocuk diye tabir ettiğimiz efendi insanlar kullanır. Hiç bir zararı yoktur, ses alçak ve yumuşak çıkar. Dilencilerin kullandığı ses tonu da buna yakındır. yalvarmaya yakın bir ses tonudur bu. Yalvarmak çekici değildir unutmayın. Bir kız sizinle dışarıya gelmeyi reddettiğinde çoğu erkek "ya niye gelmiyorsun?" diye hafiften ince, yumuşak ve kibar bir ses tonu kullanır. Bundan uzak durun!

ben yapıcı ses tonunu genelde bebekler ve hayvanlar üzerinde kullanırım. "Aa ne kadar tatlı (yapıcı ses tonu), sence de öyle değil mi? (kıza dönerek, doğal bir ses tonuyla).

Doğal ses tonu:

Bu ses tonu tamamen içimizden gelen hiç bir şekilde yapmacıklığa kaçmadan çıkan ses tonudur. Çoğu zaman yakınc arkadaşlarımızla ve ailemizle bu ses tonuyla konuşuruz. Sesimiz duyulur, gırtlağımız zorlanmaz ve sesle birlikte suratımızda da doğal bir ifade oluşur. Tamamen rahatızdır.

Çoğu insan sürekli yapıcı ses tonuyla konuştukları için yapıcı ses tonunu kendi doğal ses tonları olduklarını sanarlar. Şimdi gerçek doğal sesinizi ortaya çıkarma vakti. Sizden sanki öksürürmüş gibi güçlü bir şekilde "ihi" demenizi istiyorum. Bunu derken karın kaslarınızın kasıldığından emin olun. Bir kaç kez bunu tekrarlayın ve sonunda doğal sesinizi bulacaksınızdır.Öksürür gibi "ihi" sesini çıkarırken kullandığınız ses tonu sizin doğal ses tonunuzdur. Bu doğal sesinizi bulduktan sonra bu şekilde konuşmaya çalışın. İyice yakaladıktan sonra bu sesi, günlük konuşmalarınızda da bu şekilde konuşarak buna alışmaya çalışın.

Yıkıcı ses tonu:

Bu ses tonunu daha çok öfkelendiğimizde ya da emir verdiğimizde kullanırız. Ordu komutanları, başkanlar ve siyasetçiler bu ses tonuyla konuşurlar. İnsanlara gaz vermeye, alıcıyı harekete geçirmeye, gözünü korkutmaya ya da emir vermeye yarar.

Bu ses tonunu bağırmakla karıştırmayın. Hiç bir başkanı ben çığlık çığlığa bağırırken görmedim. Güçlü ve baskın bir ses tonundan bahsediyorum ben. Acil dışarı çıkmam gerekiyor akşama tamamlayacağım yazımı :D

Ve nihayet akşam oldu aradan geçen bir kaç günden sonra.

Ben bu yıkıcı ses tonunu genelde bir kız istemediğim bir şey yaptığında kullanırım. Diyelim ki kız benim istediğim yere gitmiyor, gereksiz bekleme yapıyor. Anında etraftaki insanları umursamadan direk kızın gözlerinin içine bakarım ve "hey, xxxx gel buraya, benim dediğim yere gidiyoruz." şeklinde yıkıcı ses tonuyla kıza seslenirim. Eğer kız dediğimi yapmamakta ısrar ederse ben de aynı oranda daha fazla sertleşirim..

Evet millet, üç temel ses seviyesi var; yapıcı, yıkıcı ve doğal. Yapıcı ses tonunu çok nadir kullanmanızı istiyorum. Normal iletişim seviyeniz ise yıkıcı ve doğal ses tonu arasında olmalı. Bazen doğal bazen yıkıcı ve bazende ikisinin ortasında bir ses tonu kullanın. Ortama uymak önemlidir, gerektiği gibi konuşun. Monoton olmayın, bu üç ses seviyesi arasında gezinin.

Bir sonraki yazımda sesinize ve konuşmanıza çekicilik katacak bir kaç ayrıntı yazacağım. Tabii ki siz ne kadar çok yorum atarsanız ben de okadar hızlı yazarım. Saygılar...

İdeal Kadın: Onu Bulun!

Selam millet,

Yazılarımda daha ileriye gitmeden önce bu çok önemli konuya değinmek istedim. Daha önce yazdığım yazılarda nereye gittiğimizi bilmezsek hiç bir yere varamayacağımızı söylemiştim. Bu önemli hedeflerimizden birisi de muhakkak ideal kadınımızı bulmaktır. Tabii ki bulmadan önce onun kim olduğunu bilmek gerekir.

Benim ideal kadınım Palmy. Belki çoğunuz hatta hiçbiriniz tanımaz bu kızı ama ben tanıyorum. Yukarıdaki resimdeki kız. Fazla seksi değil, dikkat çekmek için soyunmak zorunda kalmıyor ama yine de bana çok çekici geliyor.

Aşağıya bir de videosunu koyacağım mutlaka izleyin Palmy'i belki ozaman neden bu kadar çok beğendiğimi anlarsınız. Erkekte doğallık ne kadar çekiciyse kadında da bu böyle. Ve bu kız gerçek bir doğal. Hareketlerine, mimiklerine bakın; yapmacıklıktan tamamen uzak. Ona bakan bir insan "içinde hiç bir kötülük yok, melek gibi bir kız" diyebilir. Zaten benim idealimdeki kızın özelliklerinden birisi de masumiyettir. İçinden sürekli kötülükler geçen cadılardan uzak durmam. Onlardan en kısa yoldan faydalanmanın yolunu ararım sonra da bırakırım. Gerisini düşünmem çünkü biliyorum ki o kızlara takılıp kalırsam idealimdeki kızı bulamam.

Sizinde bir ideal kızınız olsun. Onu düşünün. Neye benziyor, ne giyiyor, tarzı ne, saçları ne renk, gözleri ne renk? Karakteri nasıl? Heyecanlı mı, sakin mi, masum mu, çılgın mı, maceraperest mi, açıkfikirli mi, üçlü sekse açık mı, sadık mı, kıskanç mı?

Bunları bilin ve bu kızı bulduğunuzda asla bırakmayın. Onun dışındakileri bırakın çünkü uzun süreli mutluluk imkansızdır o kişilerle.

İdealinizdeki kadını yaratırken bir kaç madde eklemek istiyorum sizin rapertuarınıza. Masumiyet şarttır çünkü içinde sürekli şeytanlıklar geçen bir kadın hiç çekilmez. Size hayatı zindan eder. Bir insanın ne kadar masum olduğu suratına yansır. Jest ve mimikler isimli makalemde de bahsettiğim gibi, suratı kasılmayan, boka bakar gibi bakmayan, asık suratlı olmayan, kaşlarını çatmayan surat ifadesi idealdir. Hem kız hem erkek için. Bu doğallık önce gelir. Benim idealim olan Palmy'de bu ifadeyi görebilirsiniz.

İkincisi sizinle yarışmayacak bir kadın idealdir. Erkek güçlüdür kadın zayıf, erkek korur kadın korunmaya muhtaçtır. Herkes görevini bilsin lütfen. Kontrolü ele geçirmeye çalışan bir kadından kaçın; hatta kaçmayın, önce dövün ki patron kim anlasın, sonra kaçın.

Aşırı kıskanç kızdan kaçın, neden ben de bilmiyorum ama siz kaçın.

Ota boka trip atıp sürekli üzülüyor numarası yapıyor noldu deyince "bir şeyim yok" mu diyor. Hemen kaçın çünkü emin olun içinden size gülüyor o kız, onun için maskara olduğunuzdan ötürü.

Yanınızda makyaj mı yapıyor, o göz kalemini gözüne sokun, sonra kaçın. (gözdeki "z" yi "T" yapabilirsiniz seçim sizin.)

Cinselliğe soğuk bakıyor, öpüşürken kendini sürekli geri çekiyor hatta elini bile tutturmuyor mu? Derhal kaçın çünkü emin olun bu namuslu kızımız iki gün önce bir başkasının çükünü tutmuş olabilir.

Bu kızlardan uzak durun. Onun dışında erkeksiliği olmayan tamamen kadınsı bir kadın, espri anlayışı olan, kendini ezdirmeyen ama erkeğini ezmeye çalışmayan, masum, açık fikirli, sevdiği bir insanla cinselliğe sıcak bakan, özgür ruhlu, heyecansever bir kız bence idealdir. Böyle bir kız bulduğumda da elimde tutmak için elimden geleni yaparım. Çünkü her zaman (hiç) bulunmuyor böyle bir kız :)

Bir hikaye anlatmak istiyorum. 6 yıl önce ben tamamen içine kapanık, ömründe bir kızın elini bile tutmamış bir erkektim. Sonra bir kız görmüştüm aynı bu Palmy'nin saç şekli ve rengine sahip, hatta uzunluğu da aynı; suratı da tıpkı onun gibi masum ve zararsız, anlamlı bakan gözleri vardı. Tabi Palmy gibi çekik gözlü değildi ve biraz daha esmerdi teni. İlk görüşte aşık olmuştum zaten aşık olmamak elde değildi. O saçlar, masum ifade, yusyuvarlak kalça her zaman denk gelmiyordu. Tabii ki kızla konuşacak cesaretim yoktu çünkü tecrübesizdim. Ne konuşacağım, neler söylenir, nasıl etkilenir bu kız, ses tonum çok çekingendi ya kız beni duymazsa bla bla. Bir de kızarırdım o zamanlar. Birisi laf attığında kıpkırmızı olurdum.

Bu kızı etkilemek için değişmem gerekiyordu, zaten okadar aşık olmuştumki önümde iki seçenek vardı. ya değişip kızı kazanacağım ya da elveda dünya. Diğerine götüm yemediği için değişmeyi seçtim. Saatlerce çalıştım beden diline ses tonuna. Bir sürü kitap okudum, filmler, videolar izledim. Bazı yabancı ve Türk üstadlarla sohbetlerim, çalışmalarım oldu. Sokaklara çıktım tanımadığım kızlarla konuştum. Günde 30-40 tane tanımadığım kızla konuştuğum zamanlar oldu. Evde saatlerce kendi kendime hikayeler anlatıyordum konuşma kabiliyetimi geliştirmek için.

Ve 6 yıl geçti nerdeyse tamamen değiştim, hayatımın her alanı değişti. En kötü ihtimal 3-4 haftada bir yeni bir kızla yakınlaşıyorum. Ama halen o kızla konuşmadım. Konuşmayacağım da çünkü eğer o kızı tanırım da hayalimdeki gibi bir kız çıkmazsa o zaman tüm bu çalışmaların boşa gideceğini düşünebilirim. En güzeli bu.

Sizinde idealinizde bir kız olsun ve onu elde etmek için hırslı bir şekilde çalışın. Ne zaman pes etme noktasına gelirseniz, o kızı düşünün. Size güç katacaktır.

İdealinizdeki kızı bulmanın tek yolu ise onu aramaktır. İdeal kızı yarattıktan sonra etrafınızdaki kızlara bakın. Her kadının içinde mutlaka ideal bir kadın vardır. İstisnasız hepsinde vardır. Tabi bazılarınınki ölmüştür ama olsun hiç değilse cesedi falan vardır.

Bir dahaki sefere hoşunuza giden bir kız gördüğünüz zaman içinizden şunları düşünün. "Aha işte ideal kadınım, işte bu! sonunda buldum. Hemen seninle tanışmak zorundayım." de ve kızın yanına git. Baktın tersledi mi kız seni, şunları düşün "Salla onu ideal kadınım değilmiş, benzetmişim. Dur bir dakika, karşıdaki güzel kız da ideal kadınıma benziyor. Yok yok kesin o, hemen tanışmalıyım."

İşte millet, benim kafamda geçen düşünceler bunlar. Sizin kafanızdan da geçer umarım. İdeal kadınınızı yaratıp, onu aramanız hatta bulmanız dileğimle. Yorumlarınızı eksik etmeyin.



http://www.youtube.com/watch?v=9vwMAis1lPo&feature=related

Beden Dili Serisi 4 - Jest ve Mimikler

Merhaba dostlar,

Şimdi açıklayacağım bu son konu ile beden dilinin temellerini atmış olacağız. Jest ve mimiklerde de diğer konularda olduğu gibi erkekliğinizi maksimum seviyede dışarıya iletmeye çalışacağız.

Kaliteli bir erkek güçlü, baskın, cazibeli ve rahattır. Bu özellikleri göstermenin bir diğer yolu da jest ve mimiklerimizdir. Öncelikle mimiklere değineceğim.

Doğal olan çekicidir dostlar, o yüzden mimiklerimizi en doğal seviyede tutmaya çalışacağız. Şimdi sizden istediğim kaşlarınızı hızlı bir şekilde indirip kaldırmanız, ağzınızı hızlı bir şekilde açıp kapamanızdır. Hızlı bir şekilde yapın bunu. Gözlerinizi de aynı anda hızlı bir şekilde açıp kapatın. 30 saniye bunu yapın.

Şimdi ellerinizle yüzünüzü hızlı bir şekilde ovuşturun. avuçlarınızı yüzünüze koyup, hızlı bir şekilde aşağı yukarı ovuşturun. Yüz kaslarınızı rahat bırakın. Suratınızda hiç bir gerginlik hissetmeyese kadar bunu yapın.

Bu da tamamsa şimdi hafif bir şekilde, çok az kaşlarınızı havaya kaldırın. Ama çok az, abartmadan. İşte bu sizin yüzünüzün doğal şeklidir. Bu şekli sürekli yüzünüzde muhafaza etmeye çalışın. Çünkü insanların gün boyu yaşadığı gerginlikler yüzüne yansır. Bazıları çok sinirli gözükür, bazıları çok ciddi, bazıları üzüntülü, bazıları şaşkın. Duygularınızı en iyi yüzünüz belli eder. Bizim hissedeceğimiz duygular ise; kendine güven, güç, rahatlıktır. Bu yüzden yüzünüzü germeyin.

İnsanlar tarafından asık suratlı olarak tanınmak istemezsiniz bu yüzden olur olmadık kaşlarınızı çatmayın. Ya da kaşlarınızı çok kaldırırsanız salak bir surat ifadeniz olur. Dengesini bulun aynaya bakın ve rahat kendine güvenen bir ifade takının suratınızda.

Gözlemlediğim bazı insanlarda kalabalığa girdiğinde, yabancı ortama dahil olduğunda veya yabancı birisiyle konuştuğunda suratlarında bir gerilme oluşuyor. Buna dikkat edin. Bu tür yabancı durumlarda suratınızdaki kasların rahat olduğundan emin olun. Yoksa Clint Eastwood'un filmlerinde takındığı surat ifadesi yani boka bakar gibi bakmak size bir şey kazandırmaz. Clint Eastwood'da çekici duruyor tamam ama bu sizde de çekici duracağı anlamına gelmez. En güzeli doğal ve rahat surat ifadesidir.

Kadınları etkilemek için kullanacağımız diğer bir önemli silah ise gülümsemenizdir. Gülümserken birden suratınızı germeyin. Yavaşça ve kontrollü bir şekilde gülümseyin, gözlerinizin de güldüğünden emin olun. Yoksa gözler gülmezse çok yapmacık ve sahte durur bu gülümseme. Samimi bir şekilde gülümseyin insanlara. Güldükten sonra da hemen surat asmayın. Gülümserken normal ifadeye geçiş de yavaş olmalı. Dudaklarınız güler vaziyette iken önce gözlerinizi ve kaşlarınızı normal ifade şekline getirin sonra yavaşça dudaklarınızı da normal şekline getirin. Bu size daha rahat bir insan görüntüsü verecektir.

Bir de çoğu zaman kullanabileceğiniz bir gülümseme şekli var. Ben buna küstah gülümseme şekli diyorum. Başınızı hafif öne eyin, gözlerinizle köpek yavrusu gibi karşıdaki insanın gözlerine bakın, ve hafifçe gülümseyin. Bu şekilde gülümsemeyi George Clooney'de görebilirsiniz.

Ayrıca yatak odası gözleri konusunda da çalışın. Bir kızla baş başa kaldığınızda çok işe yarayacaktır. Kaşlarınızı kaldırın, gözlerinizi rahatça kısarak baygın bir şekilde bakarken hafifçe gülümseyin.

Bazen de abartmamak kaydıyla suratınıza sıkılmış ifadesi verin. Tabii bunu pofff layarak yapmayın. Sadece dudaklarınızı gerin ve bir yere dalgın dalgın bakın. Bunu yaptığınızda karşınızdaki insan sıkıldığınızı hissedecek ve sizin ilginizi çekmeye çalışacaktır. Kaçan kovalanır unutmayın.



Jestlerimiz ise dominant bir tavırda olmalıdır. Öncelikle ellerinizin baş parmakları dik olmalıdır.Havada kalan baş parmakları size dominant ve lider havası katacaktır. Diğer parmaklar ise hafif aralıklarla birbirinden ayrı ve rahat olmalıdırlar. Asla gerginlik yok.

Bileklerinizi fazla bükmeyin. Eğer fazla bükerseniz bu size feminen bir hava verecektir. Bundan uzak durun ve bilekleriniz düz bir şekilde dursun.

Ellerinizle suratınıza dokunmaktan kaçının ama bazen kontrollü bir şekilde yüzünüze dokunmak size hava katacaktır. Ben mesela arada baş parmağım ile alt dudağımı kaşırım yavaşça. Tabii ki elimin güçlü bir ifade de olmasına dikkat ederim bunu yaparken. Bilek bükmek yok!

Son olarak insanlarla el sıkışırken bunu güçlü bir şekilde yaptığınızdan emin olun. Bazıları var ki parmak uçlarıyla hafiften el sıkışırlar. Bundan daha feminen bir şey olamaz. Elinizi iyice açın, parmaklarınızı birbirinden ayırın ve kartal pençesi misali karşıdakinin elini yakalayın. Kendinizi hissettirin, siz erkeksiniz.

Evet millet, bu yazımla birlikte beden dilini bitirmiş oluyorum. Bir dahaki yazım ses tonu üzerine olacak. Yorumlarınızı eksik etmeyin.

Beden Dili Serisi 3: Oturusunuz


Selam dostlar,

Bu yazımda oturuşunuza çekicilik katacak bazı ip uçları vereceğim. Başlangıç olarak otururken dikkat etmeniz gereken 2 temel unsur vardır.

1.Rahatlık
2.Görüntü

Kaliteli bir erkek kendini rahat hissetmek zorundadır çünkü bunu hakediyordur. O yüzden ortam elverdiği taktirde maksimum seviyede rahat bir şekilde oturmaya çalışın. Bunu sağlamanın en kolay yolu da arkanıza yaslanmaktır.

Koltuğunuzun veya sandalyenizin sırt koyma yerine sonuna kadar yaslanın. Ama bunu söylediğim kişilerde farkettiğim bir şey var. Genelde insanlar sırtlarını yaslıyorlar ama nedense başları önde kalıyor. Hayır, kafanızı dik tutun. Buna özellikle dikkat edin çünkü başınızı önde tutmak gibi bir alışkanlığı var çoğunuzun. Kafanızın önde olmadığına, geride ve dik olduğuna emin olun.

İkinci gözlemlediğim hata ise insanlar ellerini göbeklerine ya da kasıklarına yakın bölgelere koyma meyilindeler. Sanırım vücudunu koruma dürtüsü sebebiyle yapılan bilinçsiz bir şey bu. Daha önceki yazılarım da dediğim gibi "kendinizi korumanıza gerek yok, tehlike varolmadığı sürece."

Ellerinizi vücudunuzdan uzak tutun; masanın üzerine koyun, sandalyenin arkasına uzatın. Veya bir elinizi dizinize diğerini masaya falan koyun. İki elinizin birden dizlerinizde olmadığına dikkat edin, çok efendi bir insan imajı verirsiniz bu şekilde.

Bacaklarınızın aralık olduğuna ve ayaklarınızı uzattığınızdan emin olun ama abartmayın. Doğal görüntüyü bozacak aşırılıklardan da kaçının. İsterseniz bacak bacak üstüne atabilirsiniz ama bunu yapınca önünüze doğru eğilmeyin. Arkanıza yaslandığınızdan emin olun.

Bacak bacak üstüne attığınızda önünüzdeki yolun çoğunu zaptetmiş olursunuz. Burda yapacak en büyük hata önünüzden birileri geçtikçe bacaklarınızı toplamanız olacaktır. Bırakın dursun bacaklarınız önde, eğer sizi uyarırlarsa hafifçe çekersiniz bacağınızı o kişi de geçer önünüzden.

Bir mekanda oturduğunuz yerin de size kattığı imaj vardır. Misal bir sınıfta en arkada oturmak çekingen olduğunuzu, gözden uzak olmak istediğinizi söyler. En önde oturmak, hocayla iletişimden çekinmeyeceğiniz imajı verir. En ortada oturmak herkesle iletişim halinde olduğunuzu sıcak kanlı olduğunuzu gösterir.

Bir yemekte baş köşede oturmak size lider havası katar. Tam ortada oturmak ve insanları etrafınıza toplamak herkesle iyi geçindiğinizi gösterir.

Bir ortamda oturacağınız yeri iyi seçin. mekanın en orta yerinde oturmak idealdir. Böylece herkes sizi görür, siz de herkesi görebilirsiniz. Duvar kenarları silik tipler içindir. Olabildiğince göz önünde durmaya çalışın. Yüzünüz duvara dönük olmasın, yüzünüz insanlara dönük olsun. İnsanlara kıçınızı dönmek size bir şey kazandırmaz.

Bir kızla oturduğunuzda asla o kızla karşı karşıya oturmayın eğer evli değilseniz. İdeali yan yana oturmaktır çünkü yanınızdaki birisine dokunmak, önünüzdekine dokunmaktan daha kolaydır. Ayrıca aranızda masa olması bilinç altınızda kızla aranızda bir engel olduğu izlenimini verir. İşin kötü yanı kızda da bu izlenim oluşur.

Evet millet, oturuş hakkında söyleyeceklerim bunlar. Bir dahaki yazım jest ve mimikler üzerine olacak. Yorumlarınızı eksik etmeyin..

Beden Dili Serisi 2: Yuruyusunuz


Selam millet bu yazımda size yürüyüşle alakalı bir kaç ip ucu vereceğim. Dışarıya bakın, bir çok insan dünyanın tüm yükünü omuzlamış gibi yürürler. Omuzlar çökük, dizler kırık, kafa önde, gözler yerde, eller cepte. İnsanların çoğu bu halde. Onları haksızlıkla suçlayamam bir sürü dertleri vardır insanların. Ama herkesin vardır. Dertlerine rağmen güçlü bir şekilde duran insan ise çekicidir.

Yürüyüşümüz, duruşumuzun hareket eden şeklidir. Önceki yazımda bahsettiğim dik ve güçlü duruş ile alakalı egzersizleri yaptığınız zaman yürüyüşünüzü düzetlmekte zorlanmayacaksınız. Yürüyüşünüz sizin hakkında en çok mesaj veren elemanlardan bir tanesidir. Modelleri ele alalım mesela, tüm modellerin yürüyüşleri eğitimlidir. Malum yürüyüş daha çekici ve albenili oldumu satışlar artar. Ve dikkat edin hepsinin yürüyüşleri benzerdir. Erkeklerde aynı, kadınlarda da aynıdır. Ama erkek-kadın birbirinden farklıdır. Size bu kedi yürüyüşü denilen model yürüşüyünü anlatacağım.

Öncelikle dik durmak gerekiyor, bunu hallettiğinizi varsayıyorum. Halletmeyenler için önce verdiğim egzersizlere devam. Öncelikle işe bacakları anlatmakla başlıyorum.

Bacaklar:

Sokakta gördüğümüz birçok insan baştan savma bir yürüyüşe sahiptir. Genelde bacaklar etrafa savrulur, ayak uçları çizgi film karakteri gibi iki farklı yana bakarlar. Bu yanlış yürüyüş şeklidir.

Model yürüyüşünde bir adım attığında bir ayak diğerinin tam önüne gelir. Rahatlık seviyenize göre biraz daha yanda durabilir ama hemen hemen aynı hizada olmalıdır ayaklar. Ayak uçlarınız tam karşıya bakmalıdır. Buna alışmak için kaldırımlardaki düz çizgiler üzerinde etrafa taşmadan yürümeye çalışabilirsiniz. Dengenizi kaybedecek kadar da zorlamayın kendinizi. Sadece diki düz ve sağa sola savrulmadan güçlü bir şekilde yürümelisiniz.

Model ve mankenlere baktığınızda hızlı yürürler ve adımları küçüktür. İşte bunu değiştireceğiz. Yürüyüşünüzü yavaşlatacaksınız. Hızlı yürümek zerafeti arttırır ama yavaş yürümek gücünüzü gösterir. Ayrıca küçük adımlar değil daha geniş adımlar atacaksınız. Kovboylar gibi. Bu da güç ve baskınlık simgesidir.

Bayanlar içinse kedi yürüyüşü daha bir kediye benzer. biraz daha çapraz şekilde şekilde bir ayak diğerinin önündedir. Bu yürüyüş kalçalara muazzam bir hareketlilik katsa da yapılışı zordur. Dengesini kurmak güçtür. O yüzden bayan okuyucularımız da erkek model yürüyüşünü benimsesinler. Yapabilen daha bir çaprazlık katabilir :)

Ayaklar:

Ayaklar dediğim gibi sağa sola değil, direk ileri bakmalılar. Ayrıca adımlarınızı atarken ayak parmaklarınız havada olucak şekilde ayağınızın ilk önce topuğunu yere değdirin. Sonra tabanını, sonra parmak uçlarını ve ayağınızı kaldırığ tekrar adımınızı atın. Bunu da kovboy filmlerinde görebilirsiniz.

Omuzlar:

Kollarınızı etrafa savurmayın. Robot gibi de dimdik yürümeyin. omzunuzla birlikte hareket ettirmeye özen gösterin. Yani sol bacağınızı ileri attığınızda sol omzunuz geriye sağ omzunuzda hafiften ileriye gitsin. Bunu da başta bilinçli çalışarak zamanla benimseyebilirsiniz. Bu tarz yürüyüşü de Brad Pitt ve Will Smith'de görebilirsiniz. Her adımda omuzlarınız bacaklarınızla ters simetrik olarak ileri geri oynatın. Ama abartmayın yoksa çocuk gibi görünürsünüz.

Başınız:

Başınız dik olsun ve hızlı bir şekilde sağa sola bakmayın. Direk önünüze bakın, eğer önünüzde birisi varsa onunla göz kontağı kurun ve o kaçırasıya kadar gözünüzü kaçırmayın.



Yürürken tedirgin ve kaybolmuş gibi etrafa bakınmayın. Heleki ikide birde arkasına bakan tiplerden olmayın. Paranoyak gibi görünürsünüz. Eğer arkada ne olduğunu çok merak ediyorsanız durun, ve arkaya dönün.

Kalabalık bir şehirde yürürken genelde karşınıza bir çok insan çıkar. Ezin geçin demiyorum ama önünüze geçen her kişi için yol değiştirmeyin. Direk size doğru gelen birisi olduğunda yana kaymayın. O kişiyle göz kontağı kurun ve yürümeye devam edin. Yüksek ihtimal o kayacaktır kenara. Eğer kaymazsa ve çarpışacak dereceye geldiyseniz, hafiften kayabilirsiniz. Tabiiki hasta, hamile, yaşlı ve sakat insalara saygılı olun :)

Mesela benimle birlikte kalabalık bir caddede yürüyen bir kızla çok dalga geçerim ben. Ben dim direk giderken yanımdaki kız sürekli sağa sola kayar insanlara çarpmamak için, geride kalır. Ben ise birisiyle karşı karşıya kaldığımda dururum ve beklerim. Karşıdaki de bekliyorsa elimle sağımı veya solumu işaret ederim ve ordan geçmesini beklerim. Sonra dümdüz devam ederim yoluma.

Ben gideceğim yolu biliyorum ve hiç kimseye yolumu vermem. Bir sonraki yazım oturuşunuz üzerine olacak. Yorumlarınızı eksik etmeyin :)

Duruşunuza Karizma Katacak Bir Kaç Detay

Dostlarım bu yazımı biraz geciktirdim kusura bakmayın. Bilerek yaptım çünkü günlük ziyaretçi sayım 30'u bulduğu halde gelen yorum sayısı çok az. Yorumların sayısı artarsa yazma hızım da o derece artar.

Bugün sizlere duruşunuza artı karizma katacak bir kaç taktik vereceğim.

Dünya üzerindeki en karizmatik ve cool erkeklere bakın. Hepsinin ortak özellikleri rahat olmalarıdır. Evinde gibidirler heryerde. Kasılmaları ya da gerilmeleri gereken bir durum yoktur.

En basitinden bir aslana bakın. O güçlü kuvvetli hayvan, tehlike dibine giresiye kadar rahat durur. Vücudu tamamen rahattır ve hiç bir kasını kasmaz. Ama tehlike gelince canavarlaşır. Tehlike yokken de tehlike varmış gibi davranmaz.

Size de aslan olmayı öğreteceğim. Her durumda nasıl rahat davranılır, dünya sizin nasıl eviniz olur onu göstereceğim.

Öncelikle kendim şuanda ne durumdayın onu söyleyeyim. Bilgisayarımda bunları yazarken koltuğuma tamamen yaslanmış durumdayım. Hatta koltuğumun ayarını gevşelttim, biraz daha gevşetsem heralde yatarım :) Ayaklarım masamın yanındaki çekmecenin üzerinde rahat bir şekilde duruyor. Bir yandan rahatlatıcı slow bir sevişme müziği dinliyorum, bir yandan da dondurma yiyorum.. Çok rahatım :)

Şimdi size rahatlığınız için bir kaç ipucu vereceğim.

1. Yaslanın:

Bir yerde dikilirken, beklerken eğer oturacak bir yer yoksa; yaslanacak bir yer bulun. Sırtınızı hafifçe dayayın duvara. Ama dikkat edin, sürekli orada durmayın. Yoksa duvar süsü gibi görünürsünüz.

Etrafta merdiven korkulukları, masa, sandalye, direk falan varsa bir kolunuzu,elinizi veya dirseğinizi onun üzerine koyarak destek alabilirsiniz. Yukarıdaki resimde Brad Pitt'in yaptığı gibi.

2. Telefon:

Toplum içinde telefonla rahat bir şekilde konuşmak sizin rahat bir insan olduğunuzu gösterir. Ayrıca sosyal bir insan imajı verir size. Eliniz de telefonun durması bile meşgul bir insan olduğunuzu gösterir. Ama asla zırt pırt mesaj yazmayın liseli aşıklar gibi. Konuşmak size değer katarken mesaj yazmak değerinizi düşürür.

3. Yemek ve içmek:

Bir yerde beklerken ayak üzeri abur cubur yemek, bir şeyler içmek size rahat bir insan imajı verir. Etrafı umursamadan cips, bisküvi, dondurma ya da sandviç yiyebilirsiniz. Ama abartıp da menemen yemeye kalkmayın :) Ya da kola veya kahve falan içebilirsiniz. Sosyal yönden çekingen insanlar toplum içinde yemek yiyemez. Sosyal insanlar ise heryerde bir şeyler yiyebilirler. Ayrıca cips gibi şeyler yemek muhabbet açmanıza yarayabilir. Yanınızda size bakan bir kıza, ona cipsi uzatıp "ister misin?" diyebilirsiniz.

4. Kitap:

Yanınızda ilginç bir cep kitabı taşıyın. Bende sudoku kitabı var :) Cep boyunda olması onu heryere götürmenize olanak sağlar. O kitap sizin zaman öldürmenize yardımcı olur. Yalnız dikkat edin. O kitap bir ders kitabı veya kişisel gelişim kitabı olmasın. İlginç ve dikkat çekecek bir şey olmasına dikkat edin. Mesela kedi bakımıyla alakalı bir kitap olabilir.

5. Yavaşlayın:

Hareketlerinizi mümkün olduğunca yavaşlatın. Ben ilk bu işlere başladığımda kendimi videoya çekmiştim ve hareketlerimin çok hızlı olduğunu gördüm. Etrafa hızlı bakıyorum, gözlerim fıldır fıldır dönüyor. Ve bu hızlı hareketler heyecanlı, gergin, panik imajı veriyor. Light erkek Selamiyi düşünün :) Ben de hareketlerimi yavaşlattım, zamanla yavaş hareketlerime alıştım.

Birisi yazmıştı, hareketlerimizi fazla düşününce kontrollü yapıyormuşuz gibi olmaz mı? Doğallığa aykırı değilmi? diye. Evet, neredeyse kontrollü hareket ediyor gibi görünün.

Başınızı sağa doğru çevirmeden önce bir düşünün ve yavaşça çevirin. Daha şık görüneceğinden emin olabilirsiniz. Jest ve mimikleriniz de yavaşlamalı. Hızlı hareketler = panik. Yavaş hareketler = rahatlık, unutmayın.

Hafiften tembel gözükmenin kimseye zararı olmaz. Birisi size bir şey dedi ve siz onu anlamadınız mı? Bir dahaki severe aniden kafanızı o kişiye çevirip "efendim anlamadım bir daha söyler misin?" demek yerine; biraz bekleyin, sonra yavaşça o kişiye kafanızı çevirip "hıı?" deyin. O kişinin ne dediğini öğrenmek için acele etmenize gerek yok. Dünyanın en önemli bilgisini size vereceklermiş gibi davranmayın.

Yaptığınız her hareket karşı tarafa bir mesaj verir unutmayın. Sizin dışarıya vereceğiniz mesajlar ise kendine güven, rahatlık, güç, pozitifliklik ve sosyallik olmalıdır.

Bu konuda yazacaklarım bunlar. Bir dahaki yazım yürüyüşünüz üzerine olacaktır.

Unutmayın, ne kadar çok yorum atarsanız o kadar hızlı yazarım ;)

Beden Dili Serisi 1: Durusunuz


Dostlarım, sonunda en sevdiğim kısım olan beden dili konusuna girmiş oluyoruz. En sevdiğim konu olması sebebi ise ustası olduğum bir konudur beden dili. Medyaya bakın bir sürü beden dili koçu, eğitimini veren profesyonelleri göreceksiniz. Ama bir dikkatli bakın, isim vermek istemiyorum fakat bir çoğunun kendisine hayrı yok. Kambur duran bir beden dili ustası olur mu?

Gerçek beden dili ustaları mankenler, modeller ve çekici karakterlerde rol alan aktörlerdir. Siyasetçilerin bazılarının da beden dili iletişim ve baskınlık konusunda iyidir.

Beden dili sözsüz iletişim dilidir, evrenseldir ve önemlidir. Heryerde geçer. Beden diliniz iyi ise, dilini konuşmadığınız insanlarla anlaşabilirsiniz. Hiç konuşmadığınız kişilere kendiniz hakkında ipuçları verebilirsiniz. Misal: otururken bacaklarını sallıyorsan, göz temasından kaçıyorsan, sesin az çıkıyorsa, başın öne eğikse, hızlı ve gergin hareketlerde bulunuyorsan, yeterince hareket edemiyorsan, bir oturup bir daha kalkmıyorsan utangaçsındır. Bunları yapmayın.

Beden dili uzun bir mevzudur o yüzden parça parça anlatacağım bunları. İlk olarak duruşunuzla başlamak istiyorum işe.

Bir alışveriş merkezinde birisini beklediğinizi düşünün. Ne yaparsınız? Nasıl durursunuz? Bir yere yaslanırm ısınız, mekanın ortasında dimdik durur musunuz yoksa kuytu bir köşede gözükmeden bekler misiniz? Ellerinizle naparsınız? Cep telefonunuzla mı oynarsınız yoksa? Gözlerinizi kapatıp uyuyor taklidi de yapıyor olabilirsiniz. Bir düşünün normalde ne yaparsınız?

Yaptığınız en ufak bir hareketin bile anlamı vardır. Kollarınızı kavuşturmak savunma durumunda olduğunuzu, başınızı yukarı kaldırmak hayal kurduğunuzu, önünüze bakmak depresif ve sıkıntılı olduğunuzu, esnemek canınızın sıkıldığını, kapıya doğru bakmak oradan kaçmak istediğinizi, kulaklıkla müzik dinlemek iletişime kapalı olduğunuzu bla bla.. Yaptığınız herşey dışarıya bir şey anlatır. Bizim amacımız ise, dışarıya çekici birisi olduğunuzu anlatmaktır.

Öncelikle başınızı öne eğmeyin. Bu kendine güvensizlik, yalancı, sıkıntılı, sinsi, utangaç, üzüntülü, boyun eğen zayıf birisi olduğunuzu gösterir. Yani verdiği tüm mesajlar olumsuzdur. Yere bir şey düşürmediğiniz sürece ya da önünüzde bir çukur olmadığı sürece yere bakmayın. Heleki birisiyle göz teması kurduğunuzda asla yere bakarak göz temasını bozmayın. Çünkü bu karşı tarafa boyun eğdiğinizi gösterir. Göz temasını bozmak istiyorsanız yana doğu bakın.

Suratınızı serbest bırakın, abidik kubidik germeye gerek yok yüzünüzü. Özellikle utangaç insanlar yüz kaslarını kasar. Tamamen rahat ve serbest bırakın. Güneşte bile buruşturmayın yüzünüzü, çok zor durumdaysanız, güneş gözlüğü takın.

Başınız daima dik olsun ve karşıya bakın hep. Çenenizin yerle paralel durumda olmasına dikkat edin. Başınızın doğal duruşu budur.

Kambur durmak bir çok utangaç insanın sorunudur. Ben de 4-5 yıl önce kambur dururdum. Zaten bu işe başlama sebebim de bu duruşumdu. Google'de nasıl dik durulur diye arattığım zamanları bilirim. Size şunu söylemeliyim ki beden dilinizi geliştirmek zaman ve sabır ister. Güzel bir duruşa sahip olmadan önce kendinizi biraz bilinçli olarak kasacaksınız ama zaman geçince artık isteseniz de kambur duramaz hale geleceksiniz.

Omuzlarınızı yukarı kaldırmayın, aşağıda serbest tutun ve geriye ittirin. Sırtınızdaki kürek kemikleri dümdüz seviyede olmalı. Başta zor olacaktır bu, rahatsız edecektir ama zamanla alışacaksınız. Otomatik olasıya kadar omuzlarınızı geride tutmaya çalışın. Omuzlarınız geride oldu mu otomatikman göğsünüz de öne çıkacaktır. Bu da size erkeksi bir görüntü verecektir.

Sırtınızla ensenizin aynı hizada olmasına özen gösterin. Bunu yapınca başta kasıntı gibi görüneceksiniz ama zamanla doğal bir dengesini bulacaksınız.

Omuzlarınızı dik tutmak için iki egzersiz veriyorum size:

Egzersiz 1 :

Ayakta dik durun ve ellerinizi arkanızda kalçanız hizasında, avuç içleriniz yukarıya bakacak şekilde parmaklarınızı birbirine kenetleyin. Daha sonra elleriniz kenetlenmiş haldeyken, kalçanız yönünde ellerinizi aşağıya doğru çevirin. Şimdi avuç içeriniz yere doğru bakıyor olacaktır. (Kalçanız yönünde çevirmenizi istememin sebebi bu şekilde çevirirseniz omuzlarınız otomatikman geriye doğru gerilir. Diğer yönde çevirirseniz öne doğru gerilir ve biz bunu istemiyoruz.)

Şimdi nefes alın ve öne doğru eğilin. Eğilirken nefesinizi verin. Bacaklarınızı kırmadan öne doğru eğilin ve eğilirken ellerinizin arkanızda havaya doğru kalktığından emin olun. İyice gerginliği hissedince durun. Nefesinizi tutun ve tekrar nefes alarak başlangıç pozisyonuna dönün. Bu hareketi 5 kere tekrarlayın. Sabah ve akşam 5er kez hergün yapın.

Egzersiz 2 :

Sırtınızı düz bir duvara verin. Kafanız, kürek kemikleriniz tam olarak ve kalçanız duvara temas etsin. Şimdi dizlerinizi biraz kırarak alçalın ama dediğim bölgelerin duvarla temas halinde olduğuna dikkat edin. Bacaklarınızı bir yere oturur seviyede kırdıktan sonra tekrar başlangıç pozisyonunuza dönün duvardan ayrılın, bu dik duruşunuzu hiç bozmadan biraz yürüyün ve tekrar duvara dönüp aynı olayı tekrarlayın. Bu hareketi de 5 kez tekrarlayın.



Evet millet bunları hergün yapınca bir süre sonra vücudunuzun daha bir karizmatik durduğuna şahit olacaksınız. Normal gününüzde de omuzlarınız geride göğsünüz önde başınız dik olmasına dikkat edin.

Kollarınızı gerekmediği taktirde önünüzde kavuşturmayın. İki elinizi birden ceplerinize sokmayın. Arzu ederseniz birisini sokabilirsiniz ama mutlaka 1-2 parmağınız cebinizin dışında kalsın. Ellerinizi arkanızda saklamayın. Hapishanede ellerini bellerinin arkasında kavuştururlar ya işte onu yapmayın. Bilinç altına birşeyler sakladığınız mesajını verirsiniz çünkü.

Dikilirken bacaklarınız tamamen kapalı ya da çok açık durmasın. Omuz hizasında açıklık yeterlidir. Bazı durumlarda ağırlığınızı bir bacağınıza yükleyip diğer bacağınızı hafifçe yana açmak estetik bir görüntü kazandıracaktır size.

Ellerinizi belinize koymayın kavga etmeye hazırlanan kadınlar gibi. Çünkü bu kavga etmeye hazırlandığınız anlamına gelir. Koysanız bile yukarıdaki resimde Brad Pitt'in yaptığı gibi dirsekleriniz geride dursun, kimseyi korkutmaya gerek yok.

Ellerinize hakim olun, olur olmadık yüzünüze saçınıza gitmesinler. Yüze saça dokunmak kendinizi gergin hissettiğinizi gösterir.

Elleriniz çok önünüzde durmasın, yanlarda serbest dursun. Çünkü vücuda yapışık duran kollar ezik bir görüntüye neden olur.

Evet millet, duruşunuzla ilgili vereceğim temel bilgiler bunlar. Bir dahaki yazımda duruşunuza artı karizma kazandırmanın yollarını yazacağım.

Unutmayın, siz ne kadar çok yorum atarsanız ben de o kadar hızlı yazarım ;)