27 Ocak 2016 Çarşamba

Baştan Çikartma Çizgisi










Baştan çıkarmanın tonla metodu vardır. Mystery Method var başka metotlar var. Herkes kendisi ne yapıyorsa, ve hangi yol onu başarıya götürüyorsa onu metotlaştırıyor. Ancak bunların hiç birisi bilimsel gerçek değillerdir. Hepsi hatalıdır. Hiç birisi kesin doğru değildir. Kanun değildir, teoridir hepsi. Bilimsel bir çalışma olmaktan uzak belki sanat eseridir.

Siz de kendinize en yakın metodu zamanla kafanıza oturtacaksınızdır. Ancak o zamana kadar bana göre en uygun metodu sizinle paylaşmak istiyorum. Buna baştan çıkartma yolu diyorum. Kadın ve erkek arasında başlayıp, vadedilmiş topraklarda biten bir yol. Resme bakın.

Kırmızı çizgi baştan çıkartma yolunu temsil ediyor. Baştan çıkartma serüveni bu çizgiye ne kadar yakın giderse, vadedilmiş topraklara varmak o kadar kısa sürer. Ayrıca yolda geçen süre de eğlenceli olur ve zevk doludur.


Siyah çizgi erkeği temsil eder. Yukarıdan ve aşağıdan olmak üzere iki taraftan yolculuğa başlar. Yukarıdan başlamak yüksek değerde yani DHV ile başlamak demektir. Bir şekilde daha konuşmaya başlamadan kızın gözünde DHV’yi oluşturmuşunuzdur. Belki ortamın kralısınızdır, belki bütün gözler üzerinizdedir, belki yanınızda 1-2 mükemmel kız vardır ya da onun gibi bir şeyler.  Yukarıdan girerseniz kızın gözünde yarı tanrı olursunuz ve iletişim kurmak daha da kolaylaşır.

Aşağıdan girerseniz DLV’den girmiş olursunuz. Kötü ses tonu, bozuk beden dili, çekingenlik, isteksizlik, enerjide düşüş, ortamda silik olmak. Ya da siz mükemmel olsanız dahi kızda öyle bir ego vardır ki kendisini sizden daha üstün görüyordur. Bu durumda da DLV’den girmiş olursunuz.


DHV veya DLV’den girdikten sonra ön çekim oluşturursunuz. Bu kızın gözünde ilk izlenim oluşturma sürecidir ve süreci 1-2 dakikadır. Kız kafasında o an sizinle alakalı bir karar verir. Ya yarın unutacağı bir kişi, ya yarın da görmek isteyeceği kişi ya da yanında istemeyeceği bir kişi. Bu üçünden birisi olursunuz bu süreç zarfında.


Bu aşamadan sonra Kızda çekim ve güven oluşturmaya başlarsınız. Kız size güvenmeli, tehlikeli ya da yapay olmadığınızı anlamalı ki sizin yanınızda rahat hissetmeli kendini. Böylece çekim de duymaya başlamalı. Bu aşamada DHV hikayeleri anlatarak , NEG, disqualifier kullanarak kızın gözünde değerinizi yükseltirsiniz veya siz sabit kalırsınız, kızın değeri düşer.  Ancak tersi durum da gerçekleşebilir. Kız sizi test etmeye başlar. Sizden gitmenizi isteyebilir, o da size neg atabilir. Başa çıkamıyorsanız DLV yapmaya başlarsınız ve değeriniz düşer. Eğer bu bölümü sağ salim atlatırsanız aşamalara bir de rahatlık eklenir. Hem kızı etkilersiniz hem de onun sizin yanınızda rahat hissetmesini sağlarsınız. Hayatıyla alakalı önemli bilgileri bu bölümde vermeye başlar. Onu tanırsınız, siz de ona tanıtırsınız kendinizi. Kızı ödüllendirip cezalandırmaya başlarsınız onun tavrına göre. Cilveleşme artar.

Bu aşamadan sonra cinsel çekim devreye girer. Samimileşilir, belki öpüşmeye başlanır. Cinsel imalar artar ve bu işin sonunun cinselliğe bağlanacağını iki taraf da bilir. Sonra ortam müsait olduğunda cinsellik başlar ve vadedilmiş topraklara varılır.

Sizin için vadedilmiş topraklar ne bilmiyorum. Bazılarınız için sekstir, bazılarınız için sevgili olmaktır, bazı için evliliktir ve bazıları için enteresandır ama arkadaş kalmaktır. Bilemeyeceğim herkesin vadedilmiş toprakları farklıdır. İlla ki Kudüs olmak zorunda değildir bu topraklar. Ulaştığınızda huzur bulduğunuz her şey sizin Kudüs’ünüzdür.


Bir de yukarıda ve aşağıda olmak üzere mavi iki çizgi var. Bunlar oyun sahasının dışıdır. Topu buralara kaçırırsanız oyun biter. Mümkün mertebe baştan çıkartma çizgisinin etrafında kalmalısınız ve devamlı ilerlemelisiniz. Hedefiniz belli olmalı. Bir kızı gördüğünüzde ve onunla konuşmak istediğinizde ondan ne istediğinizi belirlemelisiniz. Vadedilmiş kutsal topraklarınızı belirledikten sonra onu hedef olarak belirleyip ne olursa olsun ona ulaşmaya çalışmalısınız. Eğer hedef belirlemezseniz savrulup gidersiniz, kaybolursunuz. Eğer işi şansa bırakırsanız o yolda ilerleme ihtimaliniz baya düşer. Ancak o yolu zaten bilirseniz önünüze çıkan engeller sizi yoldan saptıramaz. Kadının görevi sizi o çizgiden saptırmaktır. Oyunun dışına sürükler. Eğer onun liderliğinde hareket ederseniz ve 2 saat akraba muhabbetlerine dalarsanız oyun biter. Çizginin dışına çıkarsınız. Yarım saat siyaset, din konuşursanız oyun biter. Eğer hedefinizde misyonerlik yapmak yoksa ihtiyacınız dışında olan konuları görmezden gelin. Ne konuşulacağını siz belirleyin. Mümkün mertebe çizgide kalın.

Eğer siz konudan uzaklaşırsanız kız da uzaklaşır. Pembe çizgi kadını temsil ediyor. Gördüğünüz gibi siz uzaklaşınca o da uzaklaşıyor çizgiden. Siz yakınlaşırsanız o da yakınlaşıyor. Sürekli bir ikna sürecinde olmalısınız. Kadını vadedilmiş topraklara gitmeyi ona belli etmeden ikna etmelisiniz. Ve bunu kadına mantık olarak hissettirmemelisiniz. Duygularıyla hissetmeli. Sarı çizgiler bu mükemmel alanı gösteriyor. Sarı çizginin içi mükemmeldir. Orada kalın ve ilerlemeye devam edin. Eğer ilerlemezseniz ve bir aşamada takılıp kalırsanız vadedilmiş topraklara yaklaşamazsınız. Ve unutmayın, aynı vadedilmiş topraklara ulaşmaya çalışan başka rakipleriniz de olabilir. Önce kim ulaşırsa o diker bayrağını.


Mavi çizgilerin dışı da düşmanlık ve dostluk alanıdır. Eğer DHV yapmayıp çekim yaratamazsanız arkadaş olursunuz. Ya da hiç kendinizi kızın seviyesine indirmeyip hep havalı gezerseniz de kız sizden nefret etmeye başlar.


Baştan çıkartma çizgisi budur. İsterseniz bu çizgiyi kendi metodunuz gibi kullanın isterseniz kendi metodunuzu yaratın. Ancak işinize neyin yarayıp neyin yaramadığını deneyimleyerek öğrenin. Bol şans herkese.

24 Ocak 2016 Pazar

Sahada Rahatlığın Önemi 1



Saha nedir? Saha; İnsanların bilinmeyen şartlarda, bilinmeyen ortamlarda, bilinmeyen kişilerle belli bir amacı gerçekleştirmek için çıktığı rahatlık bölgesinin dışıdır. Bu benim lügatımdaki tanımıdır sahanın. Belli bir bilgi birikimi ve kişisel pratikten sonra yeteneğimizi konuşturmamız gereken yerdir. Evde oturup kitap okumak, meditasyon yapmak ya da ayna karşısında açılışa çalışmak kum torbasıysa, sahaya çıkmak ringdir. Rahatlık bölgenizde sakatlanmazsınız ancak dışarısı öyle değildir. Ne olacağını asla kestiremezsiniz.

Saha sadece oyun jargonunda olan bir şey değildir. İş hayatında da bir çok sektörde saha çalışması vardır. Pazarlamasından tut siyasi çalışmalara kadar. Saha halka inmektir. İnsanlarla birebir itibat kurmaktır. Bilinmeyenin içine balıklama atlamaktır.

Trafik kazasını düşünün. Beklenmedik durumda ortaya çıkan bir gelişmedir. Ve trafik kazasında en fazla hasar alan kişi daima en fazla korkan ve gerilen kişidir. Kendinizi ne kadar çok kasarsanız o kadar hasar alırsınız. En az hasar alan kişi de rahat kişidir. İşi olacağına bırakan kişidir.

Sahada her şey yaşanabilir. Orada her şey gerçektir. İnsanların hiç olmadıkları gibi davrandıkları tek yerdir. Yapaylığın en yoğun olduğu bölgedir. Genelde iki tip tepki görürsünüz sahada. Birisi çok olumsuz, diğeri çok olumlu. Biri gereğinden fazla kaba, diğeri gereğinden fazla kibar.

Kabalar:

Bu kesim en kötüsüdür. Sizi sahadan soğuturlar. Çünkü insanların yarısından fazlası kaba olma eğilimindedirler. Bunun sebebi size ve kendilerine güvenmemeleridir. Size güvenmezler çünkü geçmişlerinde olumsuz deneyimler yaşamışlardır. Onunla konuşmak için yaklaşan herkes ya ondan para istemiştir, ya bir şeyler satmaya çalışmışlardır, ya dalga geçmişlerdir, ya onu kullanmaya çalışmışlardır... Geçmişindeki deneyimlerinden yola çıkarak tümden gelim yapar ve sizin de kötü birisi olduğunuzu düşünür. Böylece iletişimi kesmenin en kısa yolunu ararlar. Bunun yolu da kaba davranmaktır.

Başkalarına güvenmemenin altında da başka bir sebep yatar. O da kişinin kendisine güvenmemesidir. Olumsuz durumları atlatamadığı için karşıdaki kişiye güvenmez insan. Ancak atlatamadığı için, zaten kendisine de güvenemez. Olumsuz durumları yetenekleri ve becerileri yardımıyla atlatmış olsaydı zaten kendine olan güveni de olurdu. Bu yüzden yeni bir meydan okumayla karşılaştığında bu onu ürkütmezdi. Zaten her türlü olumsuz durumla başedeceğini bildiği için rahat davranırdı. Kendisini kasmazdı. 

Kabalığın altındaki yatan ana sebebi öğrendiğimize göre kaba karşılıkları hafife almayı bilmeliyiz. O kişinin sizinle alakalı bir sorunu yok. Çünkü sizi tanımıyor ne tür bir sorunu olabilir. Ben yeni tanışıp 10 dakika konuştuğum insanları 1 ay sonra yolda görsem tanımıyorum. Kendisini tanıtırsa “kusura bakma dalgındım, şimdi çıkarttım” diyorum. Bu kadar kısa sürede kişinin suratını aklımızda bile tutmuyorsak, o kişiyle ne tür bir sorunumuz olabilir?

Sahada olumsuz durumla karşılaştığımızda bunu kişisel algılamak yerine karşımızdaki kişinin bir problemi olduğunu düşünürsek daha kolay atlatabiliriz. Bazıları olumsuzluklarla tekrar tekrar karşılaşınca sahaya çıkmaktan vazgeçiyor. “bu insanlarla uğraşamam ben” diyorlar. Ancak o insanlardan nereye kadar kaçacaksın? O insanlarla aynı yerde yaşayıp, hergün karşılaşıp, aynı yerden alışveriş yapıp, aynı toplu taşıma aracına biniyorsun. Onlardan kaçmak çözüm mü?

Kaba insanlarla muhattap olmak çok zordur. Eğer tecrübesizseniz gerçekten gerilirsiniz. Ancak bir kere onun ruhuna hitap ederseniz bir daha her şey çözülür. Ben üniversitedeyken bir kız vardı dersin birinde ve çok güzeldi. Ancak hep asık suratlıydı ve yanına kimseyi yaklaştırmıyordu. O yüzden kızın oturduğu ön arka yan sıraları bomboştu. Ben gittim yanına oturdum. Esprili bir şekilde diyalog kurdum, ayrıntılı yazmayacağım buradan. O da başta biraz iğneleyici konuşsa da sonra açıldı. Ve ona “sen aslında içten içe melek gibi bir insansın. Ancak dış dünyaya güvenemediğin için çok yoğun koruma kalkanların var çevrende, kimseyi içeri almıyorsun” demiştim. Ve bu onun ilgisini çekmişti, kendisi hakkında biraz daha bahsetmemi istedi (kızlar kendileri hakkında konuşulmasına bayılır).

Devamı bir dahaki yazıya...

23 Ocak 2016 Cumartesi

Her Sabah Yeni Bir Macera





İpleriniz kimin elinde?

Her sabah uyandığınızda, zorunlu olarak gidecek yerleriniz olduğunu düşünüyor musunuz?

Akşam olunca eve kaçta geleceğinizi biliyor musunuz?
 
Eve gelirken, geliş yolunu düşünüyor musunuz yoksa kendiliğinden yol sizi götürüyor mu varış noktasına?

Bir hayatınız var mı, yoksa basit bir görevi mi yerine getiriyorsunuz?

Siz yok olduğunuzda yerinizin doldurulamaz olduğunu düşünüyor musunuz?

Ego nedir?

Egoya gerek duyuyor  musunuz? 

Ego size dost mu düşman mı?

Korku hissettiğinizde korkunun sebebi ve korkunun üzerine gidince gerçekleşecek durumları düşünebiliyor musunuz objektif olarak?

Bu dünyada tek bir şeye sahip olsaydınız o ne olurdu?

Değiştirmek istediğiniz bir özelliğiniz varsa bu nedir?

Varlığına kendiniz de inandığınız halde; başkalarından duyunca rahatsız olduğunuz ve reddedip savunmaya geçtiğiniz özellikleriniz var mı?

Başarısızlık durumunda suçlayacağınız kimseler ve bahaneler var mı?

Ne istediğinizi biliyor musunuz?

Dev bir karınca olmadığınızı ispatlayabilir misiniz?

Oyunun ardını görebilecek kadar uyanık mısınız?

Oyunun ardını görebilecek kadar uyanık mısınız? Oyunun farkında mısınız? Oyun deyince ne düşünüyorsunuz? 

İlişkiler mi?

Kariyeriniz mi?

Eğlence mi?

İçsel dünyanız mı?

Kadınları tavlamak mı?

Kendini geliştirmek mi?

Oyunun ardını gören kişiler gerçekten var mı peki?

Hangimiz oyunu dışarıdan tamamen görebiliriz ki? Ayrıca dışarıdan gördüğümüz oyunun bir parçası olmadığımızı kim garantileyebilir? Belki dışarıdan bir seyircinin seyrettiği ve farkında olmadan oyuna dahil olduğu komplike bir oyundur bu? 

Herkesten farklı olan neden delidir? Herkes mi haklıdır deli mi?

Resmin genelini görmek önemlidir. Peki resmin geneline bakan kişiyi de resimle beraber resmetmek mümkün değil midir? 

Paradoks nedir?

Gördüğünüz gibi, soracak çok soru var, ama cevap çok az. Bir çocuğun aklıyla düşünmek bazen faydalıdır. Zihni açık tutar. Gözümüzün önünde olup da gözden kaçırdığımız şeylerin farkında varmamızda yardımcı olur. Resmin dışından bakmamıza, hatta o resmi çizmemize yardımcı olur.
Dünyada bulunma sebebimiz benim hep ilgimi çeken bir konu olmuştur. Neden varız, nereye gidiyoruz, gerçek bir imtihan mı yoksa bir gereklilik mi? Daha büyük bir şeyin küçük ve zavallı bir parçası mıyız? Ne kadar kendimizi geliştirirsek geliştirelim, ne kadar büyürsek büyüyelim, hep daha büyük bir şeyin gelişmiş bir parçası olarak mı kalacağız? Bu konularda düşünmek ve yorum yapmak hoşuma gider. Muhabbetlerimde bunlardan bahsetmek, ilginç sorular ve önerilerle diyaloğu süslemeyi severim. İlgi çekmek için değil, beynimi canlı tuttuğu için severim. 

Siz de düşünün. Bu dünyada yeriniz ne? Büyük bir şeyin küçük bir parçası mısınız tıpkı insan vücudundaki faydalı bir hücre gibi. Hatta onun da ötesi bir atom gibi. Bunun farkına vardığınızda sadece sizin değil, diğer insanların da aynı durumda olduğunu göreceksiniz. Herkes bir oyunun parçası. Belki başka bir şeydir bu. Bir tür etkinliktir, festivaldir ya da ucubelerden oluşan bir sirk gösterisidir. Bilimsel bir çalışma alanı da olabilir. Bilmiyorum. Bilmediğim için de oyun diyorum. Kurallar belli. Doğarsın, yaşarsın, kazanırsın, kaybedersin, eğlenirsin, üzülürsün, çoğalacak kadar uzun yaşarsan kendinden bir parçayı dünyaya getirirsin ve mirasını ona bırakıp göçüp gidersin. Senin bir parçan senin yerine dünyada yaşamaya devam eder. Yani yaşayanlar, ölenlerin bir parçasıdır. Hepimiz basit bir sıvıydık, değiştik. Bu oyunda kazananlar vardır, kaybedenler vardır. Ama kısa süreli. Bir kere başarıp bir daha rahat etmek söz konusu değil. Bir kere ölürsen, oyun biter. Yedek jeton yoktur. O zaman bu oyunu gerçekten oynamalı mıyız? Cevabım evet. Hem de öyle güzel oynamalıyız ki, yaşlandığımızda yaşadığımız tek pişmanlık; dünyanın bize yetersiz olduğunu düşünüp yanlış yere gönderildiğimizi düşünmek olsun. Oyunu oynayın. Ancak kurallarıyla değil. Kuralları çiğneyin. Hile yapın. Bu dünyada en önemli varlık sizsiniz çünkü yok olduktan sonra kimse size ne olacağını bilmiyor. Kimse sizi umursamıyor. 

Her sabah kalktığınızda kendinize hatırlatın. Bir oyunun içinde olduğunuzu söyleyin kendinize. Ve dursanız da aktif olsanız da, saçmalasanız da günün birinde ölüp gideceğinize inanın. Tehlikeden kaçmak, stressiz yaşamak, korkudan uzak durmak, heyecanlanmamak sizin hayatınızı en fazla 40 yıl daha uzatır. Boşuna geçen, çoğunluğu sıkıcı ve zamanın geçip gitmesini dilediğiniz 40 yıl. Bir daha dünyaya gelseydim çok farklı bir yerde çok farklı bir şekilde doğmak isterdim diye yakındığınız 40 yıl. Pişmanlığın kelime anlamını çok iyi öğrendiğiniz, bütün damarlarınızda pişmanlık aktığı; kendinizden nefret ettiğiniz bir 40 yıl. Gençliğinizden, hatalarınızdan, kararlarınızdan nefret ettiğiniz 40 yıl. Ve yaşlandığınızda, arkanıza bakmak istemeyeceğiniz 40 yıl.

Karar verme zamanı. Boşa geçen, hayallerinizi yaşamadığınız, sizi siz yapan değerleri yaşamadan, başkalarının istediği gibi yaşayıp gideceğiniz bir 40 yıl mı istiyorsunuz yoksa korku, heyecan, adrenalin, zevk, acı gibi bütün duyguları; sizi canlı hissettiren bütün duyguları yaşadığınız bir 10 yıl mı? 

Ya da 5 yıl, hatta bir gün. Öyle bir gün yaşarsınız ki; onu hatırlarsınız ama hayatınızdaki 20 yılı hatırlayamazsınız. 

Size 3 gün önce ne yaptın dediğimde eğer 3 gün öncesini hatırlamıyorsanız bu sizin salak olduğunuzu göstermez. Balık hafızasıyla alakası yok. Bu sizin 3 gün önce yaşamadığınızı gösterir. 3 gün önce ölüydünüz. Size 12 Ocak 2013’te nerdeydiniz dediğimde eğer o günü hatırlamıyorssanız, o gün sizin öldüğünüzü gösterir. Ve o günden sonra hatırladığınız bir gün varsa, o güne kadar ölü olup; o gün canlandığınızı, sonra tekrar öldüğünüzü gösterir.

5 yıl fazladan yaşamak için 10 yıl boyunca günde 2 saat koşabilirsiniz. Salatalıkla beslenebilirsiniz. Ama bu 10 yılla alakalı hiç yoğun bir şey hatırlamıyorsanız, zaten 10 yıl kayıpla başlıyorsunuz demektir hayata. 5 yılın da nasıl geçeceği aşağı yukarı belli.

Şu anda hepiniz erkek çocuklarısınız. Belki bir kaç tane de meraklı kız çocuğu vardır bilmiyorum. Ama genelinin erkek çocuğu. Yetişkin erkekleri göremiyorum burada. Hatta büyük konuşmak gerekirse; dünya üzerinde çok fazla yetişkin erkek göremiyorum. Evet varlar, ancak nadirler. Benim çevremde yok denecek kadar az. Genelde 40-50 yaşına gelip halen büyüyemeyen erkekleri görebiliyorum. Hayattaki amacına ulaşamadığı için amacının ne olduğunu unutmuş, dünyayı başkaları için yaşamaya başlamış, ana rolden yan role çekilmiş yaşlı çocuklar. 

Bizim Türk’ler için söylenen çok yaygın bir şey vardır. Savaştan asla kaçmazlar, ölüme gözü kapalı giderler diye. Evet, bu doğru. Çünkü kimse hayatını doğru düzgün yaşamıyor. Dünyadan alınan bir zevk yoksa ölüm pek de mantıksız bir seçenek gelmez. Ayrıca savaş insanın erkekliğini doruklarda yaşadığı bir durumdur. Ölmek ve öldürmek... Geçici süreliğine kendi hayatının kontrolünü ele almak. Amaçların uğruna hayatta kalmaya çalışmak ve önüne çıkan bütün engelleri ezip geçmek hiç düşünmeden. Yarını düşünmemek. Savaş budur işte. Erkeklik duygularımızı sonuna kadar yaşayacağımız bir olgu. Uğruna ölmeye değer. 

Erkek olmak macera içinde olmayı gerektirir. Köpek balıkları gibi; hareketsizlik öldürür erkekleri. Herhangi bir kıraathaneye gidin. Orada göreceksiniz ölmüş erkekleri. Bu duruma düşmemek için sürekli hareket halinde olmalı bir erkek. Her günü ayrı bir macera olarak yaşamalı. Şimdi şunları sorabilirsiniz: 

Katılabileceğim bir savaş yok.

Macera deyince aklıma dünya turu geliyor. Bunu karşılayacak param yok.

Sabah 8 akşam 5 çalışıyorum. Maceraya vakit yok.

Haklısınız... O kadar çok bahane var ki önünüzde. Ancak bu bahaneler 30 yıl sonra pişmanlığınız olacak. Sadece kişisel ihtiyaçlarınız için bugünü yaşamak, sadece hayatta kalmak ileride yaşanacak pişmanlığın belirtileridir.

Sabah 7de kalkıp, kahvaltı etmeden evden çıkıp her zamanki pastaneden poğaça aldıktan sonra her zamanki yolu kullanarak işe gitmek ve akşam 5 olmasını beklemek sonra 6da eve gelip haberleri izleyerek geceyi yapıp uyumak sıradanlığın belirtisidir. Pişmanlığın habercisidir. 

Sıradan olmak istiyorsanız, rutine bağlayın. Devam edin. Rahatlık bölgesi sizi rahatsız etmez. Kendi yatağınızda yatmak güvenlidir. Ama başka yataklarda yatmanın verdiği heyecanı da bu hayattan beklemeyin. Sıradan olmak istiyorsanız sıradan olun. Sizin kararınız. Ancak bir şeylerden rahatsızsanız da bunun sebebini iyi düşünün. Depresyon bir şeylerden memnun olmama durumudur. Sıkılmak bir şeylerin eksikliğidir. Ne zaman depresif ve sıkılgan hissederseniz kendinize sorun: Ne istiyorum, ben kimim, ne olmalıyım, kiminle olmalıyım, şu anda ne yapmalıyım... Bu soruları sorun ve alacağınız cevabı uygulayın. Ne olursa olsun. Bahaneniz ne kadar mantıklı olursa olsun. Ucunda ölüm gözükmüyorsa biraz risk alın. 

Macera konusuna da tekrar dönmek istiyorum. Evet, bu devirde maceraya bilerek atılmak biraz masraflı olabiliyor. Ancak ulaşılması kolay bir macera daha var. Hem de hemen kapınızın önünde. Etrafınızda, bakış açınız içerisinde. Kadınlar... Kadınlar bu dünyadaki en ucuz ve ulaşılması kolay maceralardır. Hangi kadından ne tür macera çıkacağını asla tahmin edemezsiniz. Hayatınız bir anda bambaşka bir boyutla kesişebilir. Tıpkı Adem ve Havva gibi. Önce hayatınız bir kadınla kesişir, size çekici ama tehlikeli bir teklifle gelir; siz de bunu kabul edersiniz ve bambaşka bir dünyada yeni bir maceraya başlarsınız. Ve bu hiç eskimez. Her kadınla farklı maceralar yaşamaya başlarsınız ve sonunda; maceranın kendisi olursunuz.