21 Ağustos 2013 Çarşamba

Kadınların Arzuladığı Erkek Olmak

Kadınlar ne tür erkeklerden hoşlanır? Kadınların hoşlandığı erkeklerin iç dünyası nasıldır? Herhangi bir erkek çekici olabilir mi? Erkek çekiciliğini arttırmak için ne yapmalı? Bir kızın bize aşık olmasını istediğimizde onu kendimize aşık edebilir miyiz? Böyle bir gücümüz var mı yoksa yok mu? Şimdi bu soruların cevaplarını düşünelim...


Kadınların hoşlandığı erkek olmak aslında hiç de zor değildir. O kadar kolaydır ki; kafanızda “bu kadar kolay olduğuna göre ters giden bir şeyler var” diye düşündürür insana. İşte sorun da bu zaten; düşünmek. Ben her zaman beyin denilen organın; insanın düşmanı olduğunu savunurum. En zararlı organıdır. İnsanı doğallıktan uzaklaştıran ve olmadığı birisi gibi yaşamasına neden olan tek şey fazla çalışan beynidir insanın. Hepinizin beyinleri çok feci çalışıyor. Birçoğunuz benden daha akıllı. Çok daha akıllısınız. Bu yüzden ben daha iyi durumdayım. Kafam fazla çalışmadığı için daha basit düşünebiliyorum. İşi zorlaştırmıyorum. Bir kadını etkilemek için “ne demem gerek acaba” diye düşünmeme gerek yok. Formül kullanmama gerek yok. Strateji uygulamama gerek yok. Bir kadını etkileyeceğim zaman çok seyrek strateji düşünürüm. O zamanlarda da genelde kafam güzel olur. Çok saçmaladığım için mecburen bir strateji düşünmem gerekir.


Kadınları istiyorsanız beyninizin sesini biraz kısmalısınız. Rasyonellikten vazgeçmelisiniz. Rasyonel beyniniz size “kız senden daha üstün, ezilirsin onun yanına hiç yaklaşma” der. Haklıdır da. Mantıklı düşünürsek evet senden daha üstün. Çünkü sen istesen 2 ayda zor sevgili bulurken o istese bir günde 4 erkekle yatabilir ve hiç para harcamasına bile gerek kalmaz (şişman ve çirkin kızları konu dışarı bırakıyorum. Onlara saygımız sonsuz, onlar bacımız.)


Kadınlarla iyi geçinmek istiyorsanız onları yüceltmekten vazgeçmelisiniz. Onların sizden daha zayıf, sizden daha güçsüz ve korunmaya muhtaç olduğunu anlamalısınız. Kadınlar daha çok ağlar… Onların hayatları daha eksiktir. Mutluluğu çok nadir yakalarlar. Özellikle güzelleri. Bir kız ne kadar güzelse o kadar mutsuzdur. Çünkü istediği her şeyi elde edebilir ve sonradan fark eder ki; o istediğini elde ederken aslında onu elde ediyorlardır. Ve bir kız ne kadar güzel olursa olsun; hiçbir erkek sonsuza kadar aşık kalamaz ona. Onun ruhuna hitap eden bir erkek de asla karşısına çıkmayacaktır. Onun ruhunu iyileştirecek erkeklerin hepsi onunla tanışamayacak kadar korkak. Onun donuna girmek isteyenler genelde onunla tanışıyorlar ve sonuç belli. Herkes mutsuz…


Bir kadına neden ihtiyacın var? Bunu kendine sordun mu hiç? Onunla evlenmek mi niyetin, seks mi, aşk yaşamak mı, hem seks hem aşk mı? Önce buna karar ver ve oyununu buna göre ayarla. Unutma kadınlar da çeşitlidir. Hepsi senin ihtiyaçlarını karşılayamaz. Senin ihtiyacını karşılayacak bir kız bulmak için de niyetini belli etmen gerekir. Bazısı ihtiyacını giderir bazıları da prensip çatışması yüzünden çekip giderek bizi pişman eder. Zaman kaybına yanarız en azından. Dürüstlük ve cesaret size zaman kazandırır; emek azaltır. Hayat herkes için daha da kolaylaşır. Amacınızın ne olduğunu bilin. İstediğiniz hayatı yaşamak için önce ne istediğinizi belirleyin. Kadınlardan ne istediğinizi bilin. O isteği yerine getirmesini istediğiniz kadına bunu belli edin. Belli etmezseniz sen onu yatakta isterken o seni arkadaşı olarak istemeye başlar ve çatışırsınız. Kimse mutlu olamaz…


Kızlarla konuşurken rahat olun. Tabi bunun söylemesi kolay yapması zordur ancak ne yapmanız gerektiğini de bilmelisiniz. Kadınlara karşı aşırı istek, korku, nefret duymayın. Onları, susadığınızda içeceğiniz bir bardak sudan daha farklı görmeyin. Hayatınızı ona bağlamayın. Mutluluk kaynağınızın o olduğuna inanmayın. Onu delicesine etkilemeye çalışmaktan vazgeçin. Sadece zevkli bir dostluk görün kıza bakınca. O sana zevk verecek sen de ona. Bunu büyütmeye gerek var mı? Asla bir kızla tartışmayın. Tartışsanız da bunu uzatmayın; bağırıp çağırdıktan sonra onu sevdiğinizi söyleyin ve sarılın ona. Kadınlar sizin düşmanınız değildir. Savaşlar kadın ile erkek arasında olmaz. Aynı cinsten insanlar arasında olur. Savaşacağınız kişiler kadınlar değildir. Bir kadına gereğinden fazla zarar vermeyin sakın. Kadına verdiğiniz zarar sizin ne kadar zavallı birisi olduğunuzu gösterir. Kadına illa ki ceza kesecekseniz gidin yatakta kesin cezayı…


Ben kadınlar konusunda biraz aptalımdır. Fazla zekice düşünemem. Yapacağım hareketlerin sonuçlarını düşünemem. Kâhin değilim. Geleceği bilemem. Sadece yaparım içimden geleni ve ihtiyaçlarımı gidermeye çalışırım. Bu kadar basit bir insanım ve biraz da aptalım. Hoşuma giden bir kız gördüğümde surat ifadem donuklaşır. Göz kapaklarım serbest kalır ve yatak odası bakışını yakalarım. Başka hiçbir ifade yoktur yüzümde. Ne korku, ne öfke, ne mutluluk, ne arzu, ne de saçma sapan gereksiz bir ifade… Dünyanın en güzel kızını bir nisan sabahında görmüş gibi şaşırırım. Gözlerimi gözlerine kilitlerim cesurca. Kafamın içinde onunla aynı anda orgazm oluyormuş gibi bakışlarım baygınlaşır ve onun -dünyadaki en önemli insana bakıp onu arzuladığını- düşünerek küstah bir kayıtsızlık takınırım. Benden nefret ettirecek, beni küçümsetecek ve benimle rekabet edebileceği hiçbir şey vermem ona. Mükemmel bir an yaratırım. Birbiri için yaratılmış Âdem ve Havva’nın ilk karşılaştıkları gün gibi… Yıllardır kavuşamayan birbirini tanıyamadıkları halde birbirlerini kuvvetli bir şekilde hisseden iki sevgili gibi.


Bir kadının hangi duyguyu hissetmesini istiyorsam onu yaşatırım kızda. Bu konuda hem dürüstüm hem de değilim. Kimse kusura bakmasın…

5 Temmuz 2013 Cuma

Çekici Giyim Tarzı ve Moda

Uzun zamandır gözlemlediğim bir şeyi sizlere aktarmak istiyorum. Pahalı ürünler satan mağazaları geziyorum, marka bağımlısı ve pahalı kıyafetlerden vazgeçmeyen insanlara bakıyorum, dünyayı seyrediyorum ve canımı sıkan bir şeyle karşılaşıyorum. İnsanlar yok oluyorlar! Şunu söyleyebilirim ki size; eğer çekici bir şekilde giyinmek istiyorsanız marka ve modadan vazgeçin!


Her sene biraz daha sıradanlaşıyor moda. Her sene daha da sadeleşiyor. Tabii ki podyumları kastetmiyorum. Onların içinde sokaklarda giyilmeyecek bir yığın aşırı gösterişli kıyafetler de var. Ben mağazalardaki modadan bahsediyorum. Geniş kareli gömlekler, enlemesine geniş çizgili kazaklar ve golf dışında hiçbir yerde giyilmemesi gereken polo t-shirtler… Nasıl oldu da bu hale geldik diye düşündüm. Erkekler neden git gide görünmez hale geliyorlar? Neden yok edilmeye çalışıyoruz?
Ne kadar az dikkat çekersek o kadar kaliteli giyinmiş oluyoruz bu devirde. Daha doğrusu çok kaliteli giysiler hiç dikkat çekmiyorlar. Bir tek kesimleri güzel oluyor, bedene oturuyor eğer doğru bir şekilde aldıysanız. Onun dışında gösteriş yoksunu. Sadece vücudu soğuktan koruması için gelişi güzel yapılmış paçavradan başka bir şey değil!


İnsanlar git gide içlerine kapanıyorlar. Teknoloji insanların hayatlarını çok kolaylaştırdı. O kadar kolaylaştırdı ki, birçoğumuzun evden dışarı çıkmasına gerek kalmıyor artık. Gelecek nesiller daha da kapanacaklar içlerine. Telefonla konuşmak ve mesajlaşmak o kadar rahat bir şey ki yüz yüze konuşmakla kim uğraşacak? Alışveriş, yeni kızlarla tanışmak, çalışmak ve sosyalleşmek internetle o kadar basit ki sokağa kim çıkacak? Yukarıdaki insanlar da salak değiller; bunu biliyorlar. Git gide daha da kötü olacağının farkındalar. İnsanlar yok oluyorlar. Vahşi doğadan uzaklaşıyoruz ve daha korkak bir hal alıyoruz. Artık kendimizi gösterecek cesaretimiz yok. Sadece saklanmalıyız.


Gösterişli giyinen kişi dikkat çeker ve olumlu olumsuz bütün ilgiyi üzerine toplar. Tehlikelere maruz kalır. Toprağın üzerindeki beyaz tavşan hemen dikkat çekerken boz tavşanı fark etmek zordur. Dünya da artık toprak haline geliyor ve insanlar tavşanlaşıyor. Bu yüzden boz rengi seçmek birçoğu için daha mantıklı geliyor.


Moda buna neden ayak uyduruyor peki? Cevap basit: Satmak istiyor. Büyük firmalar dünyayı daha güzel bir hale getirmeye çalışmaz ki… Satmak ister, kar elde etmek ister. Neyin satacağını da iyi bilir. Soyutlanan insanlara kamufle olmalarına yardımcı olacak kıyafetler satmak çok daha kolaydır. Çünkü insanların gösterişli kıyafetleri giyecek cesaretleri yoktur. En azından çoğunda böyle… Başarısız ve kaybetmeye mahkûm insanlardan bahsediyorum…Ne yapmamız gerekiyor? İnsanların bizden istedikleri şeyleri siktir etmemiz gerekiyor. Buna en iyi örnek Johnny Depp’tir benim için. Tuhaf şapkalar, gözlükler, eskimiş pantolon ve botlar, onlarca kolye, yüzük, bileklik… Tuhaf gömlek, yelek ve ceketler… Adam kimsenin giymeye cesaret edemeyeceği şeyleri giyiyor çünkü kimseyi umursamıyor. Kendini biliyor, nasıl bir insan olduğunu biliyor, karakterini bulmuş ve hiçbir şey umurunda değil. Kimseye kendini beğendirmeye çalışmıyor. Yıldız olmamak için elinden geleni yapıyor. Genelde kötü senaryoları seçiyor, başarılı senaryoları reddediyor ve Oscar alamadığı için seviniyor. İşte bu yüzden çok sevilen bir aktördür kendisi; sevmeyen sayısı da çok azdır.


Eskilere bakalım. Saray halkı ne kadar süslü giyinirlermiş. Bir sebebi var ki o kadar süslü giyiniyorlar… Eski Avrupa’da ki kıyafetlere diyecek söz yok. İşlemeli elbiseler, dantelli yaka ve manşetler. Hatta pelerin ve tüylü şapka… Bir insan ne kadar asilse o kadar gösterişliydi ancak şimdi bakarsanız bir insan ne kadar asilse o kadar sıradan görünüyor genelde. Ünlüleri konunun dışında tutuyorum. Onlar insanların dikkatlerini çekmek zorundalar; işleri bu.


İlişkilerde başarılı, karizmatik bir insan olmak istiyorsanız bunu dış dünyaya göstermelisiniz. Bunu yapmanın en basit yolu da kıyafetlerinizdir. Önce göze hitap etmelisiniz. Sıradan, sade şeyleri bırakın. Kendi modanızı yaratın. Kendi tarzınızı yaratın ve kimseye benzemeyin. Daltonlara katılmayın. Hoşunuza ne gidiyorsa onu giyin, onu takın ve mümkün mertebe dikkat çekmeye çalışın. İltifat ya da hakaret olarak geribildirim almanız hiç fark etmez. İç dünyanız ve dışınız birbiriyle eşdeğer olduğunda her şey daha güzel olacaktır…

27 Mart 2013 Çarşamba

Kadinlarla Konusma Sanati 2: Renkli Üslup

Önceki yazımda
kadınlarla konuşma sanatının temelinin genel kültür olduğunu söylemiştim. Bu yazımda ise genel kültürün ötesinde olan renkli üsluba sahip olmanın önemini anlatacağım.

İnsanların kelime seçimleri ve seçtikleri kelimelerle kurdukları cümleler onların karakterlerini belirten en büyük işaret ve ipuçlarıdır. Adam sıkıcıysa düşünceleri de sıkıcı olur. Düşünceler sıkıcıysa kelimeler ve haliyle cümleleri hatta konuştuğu konu da sıkıcı olur. Çekici birisiyse çekici tabii ki… Çekici erkek olmanın inceliklerini ve ayrıntılarını önceki yazılarımda vermiştim. Hatta baya çok verdim ki esas konuları konuşmaya vakit kalmadı. Tekniklerden bahsedemeden yoruldum ben. Yoksa yorulmadım mı?
Dün bir arkadaşla konuşurken söylemiştim. Paylaşılmayan bilgi ölü bilgidir demiştim. Sizin çekici erkek olmakla alakalı okuduğunuz şeyler ya da yaptığınız çalışmalar karşı tarafa aktarılmıyorsa ölü çekiciliktir o. İç dünyanızda, dünyanın en
çekici insanı olabilirsiniz; ya da en zekisi. Ancak karşı tarafa aktarabildiğiniz kadarıyla değer kazanırsınız. Görünmeyen bir hazine kimsenin ilgisini çekmez.


Sabahın 8’inde de yazı yazmanın keyfi bir başka oluyormuş…


Her neyse, bu kadar ölü bilgi yeter. Biraz da iş konuşalım… Ben bir kızla ya da toplum içinde konuşurken o muhabbetin akıllara yer etmesini isterim. Bunu yapmanın tek yolu da o anın başka bütün anlardan farklı olmasını sağlamaktır. Benim bir arkadaşım “iki yıldır arkadaşız, halen beni şaşırtmayı başarıyorsun. Her gün başka bir şeyle geliyorsun bana” demişti. “Bir gün geliyorsun ve dünyadaki yaşayan son filozof olduğunu anladığını söylüyorsun; bir gün sabah kitap yazdığını, akşam kitabını yayıncıya yolladığını, sabah basıldığını ve gördüğün ilk insan topluluğuna ‘bugün sanırım imza günüm vardı, beni bekliyorlar’ diyorsun, sürekli yeni şeyler yaratıyorsun” demişti. Haklı… Bu artık bende otomatiğe bağladı, ben istemeden gerçekleşiyor. İnsanları şaşırtmayı seviyorum. Renkli bir üsluba ve sıra dışı konulara bayılıyorum.


Geçen gün iki kız dört erkek arkadaşın evinde oturuyoruz. Konu Osmanlı padişahlarının taht için kardeş kurban etmesine geldi. Kardeş katlinin doğruluğunu tartışıyoruz ve ben ne olursa olsun kardeşimi katledemeyeceğimi; gerekirse toprağımdan ve padişahlığımdan vazgeçeceğimi söyledim, eğer padişah olsaydım. Hatta biraz sert konuştum ve kızlardan birisi ters bir üslupla atıldı: “Bir tek bizim Türkler atalarıyla böyle dalga geçiyorlar, başka milletler sonuna kadar savunurlar atalarını ama biz alay ederiz. O senin atan, doğrusunu yapıyordu” dedi. Ben de baktım mantıklı bir şekilde onu ikna edemiyorum; mantıksız yoldan gitmeye karar verdim. Ayağa kalktım ve yüzyılın konuşmasını yaptım: “Benim atamın o padişah olduğunu nereden biliyorsun? Ben onun kanından gelmiyorum ki… Ben Osmanlı devrinde kenar mahallede yaşayan bir dilencinin kanından geliyorum. Hatta Osmanlı Dönemindeki ilk kerhaneyi benim atalarım açtı. Hatta o genel ev açıldığında; oraya ilk iş başvurusu yapan kadın benim atamdı. O günden bu güne kimseyi takmadan, girişimci, yenilikçi ve atılgan yaşarız” dedim. Yalan tabii ki bunlar; kimse gelip bana “halen genel ev işletiyor musun?” demesin.


Herkesin ağzı açık kaldı (kızlarla bir gün önce tanışmıştım) ve konu kapandı. Sonrasında iltifatlar gelmeye başladı. Arkadaşlar “XXX yine son sözünü söyledi.”, “adam durup durup coştu yine” gibi. Kızlar ise
“çok renkli bir kişiliksin, senin gibi renkli kişiliklerle konuşmak zevkli oluyor” dediler.


Konuştuğunuzda, tek amacınız karşı tarafa bir şeyler iletmek olmasın. İletinize hayal gücünüzü katın. İki tür muhabbet vardır; tembel konuşma ve yaratıcı konuşma. Tembel konuşmada insan düşüncelerini iletir ve biter. Yaratıcı konuşma ise ki bu zevkli olandır; hayal gücü devreye girer. Daha eğlencelidir. Karşı tarafı şaşırtır.


Misal dün bir kızla benim penisin kenarındaki morluk hakkında konuşuyorduk. Dün çıktı o morlukta sebebini bilmiyorum. Sabah kızla beraberdim herhalde zorlandı… Her neyse kıza “kanser olabilir mi bu?” falan dedim o da değildir ya salla takma kafaya dedi. Ben de renkli üslubumu devreye soktum ve kıza “senin çükün morarmadı tabi, senin tuzun kuru” dedim. O da “benim çüküm yok ki” dedi. Ben de “hadi ya hiç mi yok? Özel günlerde ve bayramlarda da mı yok? Yazık…” dedim kız da gülerek “senden adam olmaz ya” dedi.


Şimdi fark ettim de renkli üsluba verdiğim bütün örnekler belden aşağı olmuş. Aslında öyle değil ama şu anda aklıma bir tek onlar geliyor. Siz olayı anladınız. Düz cevap vermek yerine işin içine mübalağa, erotizm, şaka, kinaye bla bla katın. Hayal gücünüzü konuşturun. Muhabbetiniz renkli olsun; can sıkmayın. Bir dahaki yazımda kızlarla tanışmaktan bahsedeceğim. Şimdilik hoşçakalın.

24 Mart 2013 Pazar

Kizlari Tavlama, Bastan Cikarma ve Kadinlari Etkilemenin Yeni Adi: Oyun

Kızları tavlama, baştan çıkartma, kadınları etkileme, kızlarla tanışma, ilişkiye başlama, ilişkiyi yürütme, çekici erkek olma ve
çapkınlığın

yeni bir adı var artık: oyun… Neden oyun olduğu konusuna gelirsek; bir sürü görüş var. Mesela Mystery kod adlı Erik Von Markovik isimli arkadaşımız oyunu set olarak görür. Yani barda bir kız veya kız grubunu gözüne kestirirsin; onunla tanışırsın ve gerekli hamleleri yaparsın. Başarılı olursan skordur, başarısızsan game over ve tekrar jeton atıp yeni bir oyuna başlarsın…

Benim için oyun daha geniştir. Tüm hayatını kapsar; doğmakla başlayıp ölmekle biter. Game over benim için ölümdür. Doğumla ölüm arasında yaşanan her şey de oyunun bölümleridir. Mystery’nin oyun olarak gördüğü şeye ben savaş diyorum. Evet, ilişkiler savaş haline geldi ve en iyi stratejiyi belirleyip; gerekli durumlarda ortama ayak uydurmak için stratejisini değiştiren kişi bu savaşı kazanır.

Oyun hakkında fikri olmayan kişilere
Neil Strauss’un Oyun

isimli kitabını öneririm. Onu okuyun; böylece Pick-up dediğimiz tavlama oyunlarının temellerini öğrenmiş olursunuz.

Oyun; dünyanın genelinde bilinen ve uygulanan bir kavramdır artık. Türkiye’de de yeni yeni duyulmaya başlandı. Oyunu bilen Türkler genelde oyunun duyulmasını istemezler. Bencildirler. Başta ben de duyulmasını istemiyordum; sadece hak edenlerin öğrenmesini istiyordum ancak ilişkiler öyle boktan bir hal aldı ki artık herkesin bilinçlenmesi gerekiyor. Bu yüzden niyet ne olursa olsun (kısa süreli ilişki, uzun süreli ilişki,
tek gecelik ilişki

, evlilik gibi…) her erkeğin oyunu az çok bilmesi gerekir. İlişkilere karşı yeni bir bakış açısı kazanmak her erkeğin hakkı oldu bu devirde çünkü kadınlar çok saçmaladılar. Erkekleri kullanılacak alet olarak görüyorlar.

Geçen gün bir kızla konuşuyordum; bana “bir erkeğin elinde iphone 5 varsa, arabası, evi ve parası da varsa o erkek istediği kızla evlenebilir” dedi. Bu cümlesi beni biraz kızdırdı tabii; ben de ona “benim evim, arabam, param ve iphone 5’im var diyelim. Bunlar ve bunların dışında bir yığın şeyi ilişkiye katıyorum. Peki, kız ne katıyor ilişkiye? Benim ilişkiye kattığım muazzam şeylerin karşılığında o bana ne veriyor? Fındık kadar şeyini mi? Muhtemelen iki kere seviştikten sonra bıkacağım o kızdan ve ondan kurtulmanın yollarını arayacağım. Bende çok şükür tanrı vergisi bir seksilik var ama kızda ne var? Sizi bu kadar önemli yapan ne?” dedim cevap veremedi.

Ben gözünüzü açmak için buradayım. Oyun sizin için var. Kadınlar da oyun oynuyorlar ve erkekler oyuncak rolündeler. Gözlerinizi açın…

21 Mart 2013 Perşembe

Kadinlarla Konusma Sanati 1- Genel Kultur








İçsel psikoloji, beden dili, ses tonu, giyim kuşam ve yaşam tarzını


oturttuktan sonra kadınlarla başarının esas yolu olan kadınlarla konuşmak; uzun mesafeli bir yoldur. Tek seferde anlatılacak bir şey olmadığından ötürü parçalara böldüm ben de. İlk olarak kadınlarla konuşmanın altyapısı olan genel kültüre değineceğim.

Bir ortamda muhabbete dahil olmak için öncelikle konuşulan konu hakkında bilgi sahibi olmak lazım. Eğer bilginiz ve yeterli altyapınız yoksa “boş konuşuyor” damgası yemeniz kaçınılmazdır. Bir kere boş konuştunuz mu zaten yeni tanıştığınız için karşınızdakinin kafasında “boş konuşan gerzek” imajı size etiketlenecektir. Boş konuşmaktan kurtulmak için de konuşulan kelime yığınının dolu olması gerekir.



Nice insanlar vardır; çok konuşurlar ve bu çokluğun miktarı abartının ötesinde olduğu için ondan başka kimse konuşamaz o ortamda. Ancak o kişinin çok konuşup tüm sohbeti ele geçirmesi iletişimsel tecavüzden başka bir şey değildir. İnsanlar o muhabbetten zevk almazlar ve “ne zaman susacak bu mal” diye düşünürler. Çok konuşan kişi muhabbeti yönlendirir; evet, ancak istenmeyen olumsuz duyguları da üzerine çeker. Çok konuşmak hem sempatiyi hem de nefreti aynı anda üzerine toplayabilir. Arasında çok ince bir çizgi olan iki tepkidir bunlar; sizin verdiğiniz etkiye göre içlerinden birisi tetiklenir.



Aranızdan bir çoğu ortam içerisinde konuşamama, muhabbet dışı kalma ve

diyecek söz bulamama

derdinden yakınıyor. Bunun en temel sebebi bilgisizliktir. Kendimden örnek vereyim; ben futboldan nefret ederim, hiç haz etmem. Bir ortamda futbol konuşulduğunda da o muhabbete tamamen yabancı kalırım. Hiçbir şekilde hiçbir yerde muhabbete dahil olamam. Dinliyor gibi gözükmekle yetinirim ve eğer içinizden birisi beni futbol muhabbetinin arasında görse benim için “dünyanın en sessiz insanı” der; çünkü öyleyim. Futbol konuşulan yerde yokum ben. Kendimi gösteremiyorum (göstermek istemiyorum), şu muhabbet bitsin de kurtulayım diye düşünüyorum.


Kızlarla anlaşmak, kendinizi sevdirmek ve sempati uyandırmakiçin de kızlarla konuşabileceğiniz bir şeyler olmalı. İki veya daha fazla kız bir araya geldiğinde saç renginden, ojeden, satın alamadıkları ama gözlerinin kaldığı çizmeden vb. konularda kaynatmaya başlarlar ve siz ne olduğunu anlamadan muhabbetin yönü değişir. Sizden alınır muhabbeti kontrol etme yetisi; başkasına devredilir. Bunu yaşamamak için de kadınların ilgi duyduğu şeyler hakkında bilgi sahibi olmanız gerekir.

Modayı takip edin demiyorum ama arada bir de olsa modayla alakalı dergi veya sitelere göz atın. Bir fikriniz oluşacak kadar bilgi sahibi olsanız yeterli. Ne tarz saç moda, hangi çantalar tutuluyor, ayakkabı tercihleri bla bla… Edebiyatı takip edin; son çıkan kitapları takip edin. En çok satanları ya okuyun ya da araştırın. Gündemi düzenli olarak takip edin; dünyadan kopuk yaşamayın. Popüler müziği bilin ancak kendinizi kaptırmayın. Ne varsa yine eskilerde var…

Çok okuyun ve fırsat buldukça gezin. Tanıştığınız insanlardan bir şeyler öğrenin. Tanıştığınız her kişi size mutlaka bir şeyler öğretebilir. Bir fahişeden bile tahmin edemeyeceğiniz kadar çok şey öğrenebilirsiniz. Önceki yazılarımdan birisinde size dengeli yaşamak için dışarıda kalma sürenizle evde kalma sürenizin hemen hemen eşit olması gerektiğini söylemiştim. İşte; evde kaldığınız süreyi boşa harcamayın. Kendinizi geliştirin ve beyninize katkıda bulunun. İnanın bu katkılar bir gün işinize yarayacaktır. Kitap okuyun; çok okuyun. Ben ayda en az 4-5 kitap okurum. Meşgul bir dönemde değilsem bu sayı 10’u geçer. Unutmayın; kitap okumak size zaman kaybettirmez, boş gezmek kaybettirir.



Klasikleri okuyun, beğendiğiniz yazarları okuyun, kişisel gelişimi az okuyun ve her ay mutlaka yeni şeyler öğrenin. Araştırmacı olun. Misal bu ay mimarlık hakkında bilgi edinin; mimarlıkla alakalı kitaplar okuyun, araştırma yapın. Böylece mimar bir kızla karşılaştığınızda konuşacak bir şeyleriniz olacak. Diğer ay müzikle alakalı okur ve araştırırsınız, sonraki ay uzayla, sonra mühendislik… Asla durmak bilmeyin ve bilgiye olan açlığınızın doymasına izin vermeyin.

Enteresan konular hakkında konuşmak ve renkli bir üsluba sahip olmak da en az genel kültürü geniş bir insan olmak kadar önemlidir ancak bu konuya sonraki yazımda değineceğim. Beni takip etmeye devam edin…

1 Şubat 2013 Cuma

liskiyi Bitirme Sanati








“Başlangıcı olan her şeyin bir de sonu vardır Neo.”



Matrix’ten…

Mutlu bir ayrılık sonrası yazıyorum bu paragrafları. Ayrılığın mutluluğu mu olur diyeceksiniz ama olur. Benim için olur… İlişki artık tat vermiyorsa, sıkıyorsa, söylediği her kelime sana batıyorsa, yüzündeki her mimik mideni bulandırıyorsa artık o ilişkinin bitme zamanı gelmiştir. Bu benim sıkıntım… Hiç kimseye uzun süre bağlı kalamamak gibi bir derdim var. Güzel dert…

Bunları yazma sebebim size ne kadar boktan birisi olduğumu göstermek değil. Size burada kaybetmeyi öğrenmeniz için yazmıyorum. Benim bilinçli olarak yaptığım bir şeyi siz bilinçsiz olarak yapıp kızı kaybetmeyin diye yazıyorum.

Ben kimseyi terk etmemeye çalışırım. Zamanında ben terk ediyordum ama arkamda bıraktığım enkazlar o an için beni memnun etse de aradan yıllar geçtikten sonra bile bunun pişmanlığını hissediyorum halen. Vicdan azabı çekmemek için kendinizi kontrol etmek zorundasınız. Bazen bir kıza ağzına geleni sayıp sövmek sizin için en mantıklı çözüm olabilir. Hak etmiştir orospu, o kim de size saygısızlık yapıyor? Onu rencide etmek istiyorsunuz değil mi? Ağzının ortasına dumanı tüten bir bok parçası bırakmak istiyorsunuz! Bunu yapmayın! Tecrübeyle sabittir ki o vahşice duygu yoğunluğu geçtikten sonra çok pişman oluyorsunuz. Kız sizi affetse de siz kendinizi affetmiyorsunuz. Dikkatli olun…



Esas konumuza dönelim şimdi… Son kitabımda;

dünyada kurulan her çeşit ilişkinin güven, saygı ve dürüstlük üzerine kurulduğunu yazmış ve uzun uzun açıklamıştım. İlişki bu temeller üzerine kurulur ama o ilişkiyi hayatta tutacak bir yakıt takviyesine ihtiyacı vardır ilişkinin. Bütün gerekli parçaları bir araya getirip, onları monte edip, biraz da içine yakıt koydunuz diye uçağınız sonsuza kadar uçar mı? Mutlaka bir yerde yakıtı bitecek ve kendini yere bırakacaktır. Onu havada tutmak için yakıt takviyesi yapmanız gerekmektedir. Yoksa stop eder uçak. Su kaynatır, aküsü biter, meme yapar, bok olur…


İlişkinin yakıtı ilgidir.


Benim en zorlandığım kısım bu işte. Kızdan istediklerimi elde ettikten sonra ilgi göstermeye gücüm kalmıyor. Benim gibi kısa süreli ilişki sevenler bu makaleyi görmezden gelebilirler ama uzun ilişki düşünenler; sıkılsalar dahi, içinizden gelmese bile ilgiyi kesmeyin. Kıza değişik şekillerde sıkmadan ilgi gösterin. Onu hatırladığınızı, kolay kolay unutamayacağınızı gösterin. Bunu becerebildiğiniz sürece ilişki yürüyecektir. Ben ilişkinin bitmesini istediğim zaman ilgiyi kesiyorum. 3-4 gün arayıp sormadığım zamanlar oluyor. Kız da buna en fazla 1 ay katlanıyor ve sonunda benden ayrılmak istediğini söylüyor. Saygı duyarım…



Bu makaleden öğrenebileceğiniz dört şey var:



1: İlişkiyi ayakta tutmak için zorlansanız dahi kıza ilgi gösterin. Arada onu kıskanın, sürprizler yapın, onu dinleyin ve kendisini özel hissetmesini sağlayın. Ben sevgililerime sık sık şiir yazarım mesela. Sevgilim olmayanları tavlamak için yazmam tabii ki, o yalakalığa giriyor. Ben zaten elimde olan kızı memnun etmek için yazarım.

2: İlişkiyi bitirmek istediğinizde ilgiyi kesin. O zaman acısız bir şekilde kız sizi terk edecektir.



3: Uzun ilişki istiyorsanız bir kızı aldatmayın. Çünkü benim ilgisiz kalmamın en büyük sebebi sık sık aldatmamdır. Duyguyu iki veya daha fazla kız arasında bölerseniz duygunun yoğunluğu azalacaktır, böylece isteksizlik olacaktır sizde. Sevişmek bile istemeyeceksiniz bazen. Bir kere bile aldatmak ilişkiye büyük zarar verir. Karşınızdaki bunu anlamasa bile siz içinizde bu hasarı hissedersiniz.

4: Kız size ilgisiz davranmaya başladıysa, eski heyecanı hissetmiyorsanız ve eskisi gibi mutlu olmadığınız için deli olup kıza sövmek istiyorsanız bilin ki ya aldatılıyorsunuz ya da sizden sıkıldı artık kız.

26 Ocak 2013 Cumartesi

Duygu Ucar Bag Kalir; Bag Kurma Teknikleri



Önceki bağ kurmayla alakalı yazımda bağ kurmanın önemini; gerekli önem verilmezse sonuçlarının ne denli trajik olacağını (bazılarımız için normal bile sayılır bu trajik sonuçlar, çoğumuz sık sık yaşıyoruz bu trajik sonuçları) anlatmıştım. Bu bölümde trajik sonuçları yaşamamak için ne yapmamız gerektiğini anlatacağım sizlere.


Kızlar sık sık güvenden bahsederler –ya da kimseye güvenememekten-. Güvenmek onlar için olmazsa olmaz bir şeydir; hiç değilse beyinlerinin mantık kısmıyla bunu düşünürler, duygusal kısımları ise bambaşka düşünüyor ama bu şu an için konumuzla alakasız…


Bir kız bana; benimle birlikte olması gerektiğini çünkü o kadar çok ortak noktamız vardı ki, eğer beni kaybederse belki de
ruh eşini kaybetmiş olacaktı. Tabii ki ben kızın ruh eşi falan değildim, tamamen saçmalık bu. Ben kimsenin ruh eşi olabileceğimi düşünmüyorum çünkü benim ruhuma denk bir kızla yaşamayı ben istemezdim öncelikle. Fakat ben kızların beni ruh eşleri gibi görmelerini sağlamayı seviyorum. Öyle düşünmeleri hoşuma gidiyor, onların da gidiyor. Hangi insan ruh eşini bulduğu için mutlu olmaz ki?



Bir kızın sizi ruh eşi olarak görmesi için kızla aranızda müthiş bir bağ kurulmalıdır. Bu müthiş bağın kurulması için de inanılmaz sayıda ortak noktanız olması gerekir. Tabii ki her kızla bir yığın ortak noktanızın olması imkânsızdır. Sizin göreviniz işte tam burada başlıyor. Siz yaratacaksınız o ortak noktaları: mantıklı olmasa dahi duygusal seviyede…



Bağ kurmak için gerekli bazı teknikler şunlardır:



1. Direk Bağ Kurmak:



Siz futbol seviyorsunuzdur kız da seviyordur; işte o zaman kızla aranızda direk bağ kurulur. Hiç dolaylı bir tekniğe gerek yok. Kızla aranızda geçen sohbet esnasında kızımız “ben klasik rock müziği çok severim” der siz de “Ah! Öyle mi ben de çok severim klasik rock’u, benim favori müzik tarzımdır bilhassa Led Zeppelin’e bayılırım” gibi bir şey söylerseniz kızla aranızda direk bağ kurulmuş olur. Kesin ve acısız bir yöntemdir bu.



Kızla direk bağ kurmak inanılmaz bir şeydir. Ancak direk bağ kurmak aynı zamanda tehlikelidir çünkü abartıldığı takdirde yalakalığa girer bu şey. Kız “ben bale yapmayı severim” dediğinde siz de sırf bağ kuracağım diye “ben de bayılırım baleye, boş zamanımda da oryantel yaparım” derseniz kız sizin samimi olmadığınızı fark eder ve daha önceden kurulmuş bağların da hepsi yıkılır. Güvensizlik en büyük bağ yıkıcıdır. Bağ kurmanın amacı zaten güven oluşturmaktır. Güvenilir davranmazsanız bağı da unutun.



2. Duygusal Seviyede Bağ Kurmak:



Kızın her sevdiği şeye “aa ben de bayılıyorum” ona derseniz eninde sonunda kız sizin karaktersiz bir insan olduğunuzu düşünecektir. Karakteri sağlam olan kişilerin kendilerine has ilgi alanları ve hoşlandığı şeyler olur ve kimse için bu şeylerden vazgeçmezler.



Bazen siz A derken kız B diyecektir. İşte burada kızla zıtlaşırsanız aranızdaki bağ da çözülmeye başlayacaktır. Bunu engellemenin yolu ise kızla duygusal seviyede bağ kurmaktır. Yani siz A’ya karşı C duygusunu hissediyorsunuz, kız da B’ye karşı C duygusunu hissediyorsa burada C duygusu ortaktır. Örnek vermek gerekirse:


Kız: Ben hip hop’a bayılırım.



Ben: Hip hop benim favori müzik tarzım değildir. Ancak sen hip hop dinlerken ne hissediyorsan aynısını ben de klasik müzik dinlerken hissediyorum. İkimiz de müziği seviyoruz.



Bakın bu örnekte kıza yalakalık yapmak için nefret ettiğimiz müzik tarzını benimsemedik. Karakterli bir insan olarak hip hop konusundaki olumsuz görüşümüzü kızı kışkırtmadan belirttik ve kızın o müzik dalına karşı beslediği duygunun aynısını başka tür müzikte hissettiğimizi belirttik. Yani duygular ortak burada. İki taraf da müziğe karşı tutkulu…



Bir başka örnek:



Kız: Ben kedileri sevmem ama köpekleri çok severim.
Ben: Köpekler iyidir ama ben de kedileri daha çok severim, ikimiz de hayvan severiz.


Burada da duyguları ortak ilgi alanı haline getirdik.


3. Araştırma Yöntemi:


En sağlam metot budur bağ kurmada. Kız hakkında araştırma yaparak bağ kuracak bir şeyler bulmaktır bu metot. Kızın kılık kıyafeti öncelikle ipucu kaynağıdır. Rock yıldızları gibi giyiniyorsa rock müzik seviyordur, hip hop tarzı giyiniyorsa hip hop seviyordur ve gece kulüplerine sık sık gidiyordur. Böyle bir kızla hip hop, gece klüpleri, alkol, dans konusunda ortak ilgi alanları yaratabilirsiniz.


Fularlı, numarasız gözlüklü bir kız ise entel takılıyordur; kitaplar hakkında ortak alanlar yaratabilirsiniz… Köpek gezdiriyorsa hayvanlar hakkında konuşursunuz, klas giyiniyorsa moda hakkında ortak noktalar bulursunuz…


Bu yöntemde en sağlam yol ise kızın Facebook’unu incelemektir. Facebook’taki beğeniler kısmına bir göz atın. Favori kitapları, müzikleri, dizileri, filmleri ve diğer beğenilerini inceleyin. Eğer ortak bir ilgi alanınızı orada keşfederseniz bunu kızla konuşacak malzeme olarak kullanın. Misal kızın favori müziklerinde Frank Sinatra vardır; bu sizin için inanılmaz bir malzemedir eğer siz de Sinatra’yı seviyorsanız. Kızla misal müzik hakkında konuşurken “benim en sevdiğim müzisyen Frank Sinatra’dır” dersiniz ve kız şaşkınlık içinde ruh eşini bulmanın sevinciyle “inanmıyorum benim ki de o!” der. Facebook’undaki beğeniler kısmında kabak çiçeği gibi Frank Sinatra’nın sırıttığını fark etmez bile… Kaderin sizi bir araya getirdiğini düşünür. Böylece küçüklükten bu yana kurguladığı masalın prensesi haline geldiğine inanmaya başlar. Bırakın mutlu olsun güzel kızımız…


4. Kızla Takım Olmak:



Kızın önem verdiği bir konuda kızın tarafında olursanız kızla takım haline gelmiş olursunuz. Bu yöntemin en güzel yanı; belki de kızla beraber karşınıza tüm dünyayı almak olacaktır. Ben birçok konuda kızların tarafını tutmayı severim. Özellikle erkeklerin zavallı özellikleri konusunda kızlarla tamamen hemfikir olurum. Onların kafalarındaki şeyleri ben dile getiririm genelde ve böylece onların kahramanı haline gelirim. Onlara destek veririm ve yalnız olmadıklarını gösteririm.



Erkeklerin zavallı özelliklerini göstermek artık benim için ezberden şiir okumaya benzedi. Her kızla bu konuyu mutlaka konuşurum ve beni diğer tüm erkeklerin dışında tutmalarını sağlarım. Size de örnek olması açısından bu konuşmanın bir kısmını buraya yazacağım; siz de toplumun yozlaşmış yönlerini düşünüp başka insanlara karşı bu tür konuşmalar yapın:


“Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki erkekler erkek olmaktan çıkıp zavallı kimliğine büründüler iyice. Siz kızlar, biz erkeklere güven olmadığını; hepimizin akıl ve fikirlerimizin uçkurda olduğunu belirtiyorsunuz ya, tamamen katılıyorum. Erkekliğe yakışmayan; şerefsizlik noktasına ulaşan şeyler yapıyoruz.



Orta yaşlarımı geçtikten sonra eğer ben de kahve önüne oturup; kahve önünden geçen kızların kıçlarını dikizleyeceksem ve onlar gözden kaybolasıya kadar gözlerimle onları takip edeceksem, o yaşa gelmeden ölmeyi tercih ederim.



Kızlar toplu taşıma araçlarını kullanmaktan korkar oldular o şerefsizler yüzünden. Kalabalığı ve sıkışıklığı fırsat bilip önündeki kıza sürtünen bir erkek hiç kusura bakmasın ama orospu çocuğunun alasıdır. Biraz daha karakterli bir insan olsa zaten ona gerek kalmayacak. Çaresiz, zavallı orospu çocukları…

Kızlar güzel parfüm sıktıklarında, toplu taşıma araçlarında kızların diplerine kadar yaklaşıp o kokuyu burunlarına çeken şerefsizler var. Bir de duyurarak yaparlar bunu. Tüm akciğerleriyle orkestra oluştururlar resmen. Çükleri de orkestranın şefi. Bunu yapmaktaki amacı kızı tahrik etmek mi yoksa o kokuyu cidden içlerine çekmek mi bilmiyorum ama dışarıdan bakınca orospu çocukluğu gibi duruyor bu yaptıkları. Çaresiz, zavallı orospu çocukları...



İş yerlerinde de kendisiyle sevişmediği için altında çalışan kadınları kovan müdürler var; duyuyorum bunları. Bunlar da kendilerini geliştirmiş, kültürlü orospu çocukları…


Bir kız bana izin vermezse asla onlara böyle şeyler yapmam. Her zaman dua ediyorum ki; eğer bir gün bunları yapacak kadar zavallı duruma düşersem, onurumla alınsın canım. Kadınlara da insan oldukları için saygı duyulmalıdır. Orospu çocukları yüzünden tüm erkekler yargılanıyorlar kızlar tarafından. Adımızı sapığa çıkarıyorlar. Siz kızlar bu erkeklerle beraber aynı dünyada yaşadığınız için erkeklere karşı ne kötülük yapsanız haklısınız…”

24 Ocak 2013 Perşembe

Mekana Alisma Laneti


Merhaba millet… Bu yazımda size dünyanın en ölümcül sırlarından birisini vermeyeceğim o yüzden beklentinizi düşük tutun. Sadece blog kullandığımın farkına vardım –bunun farkına varmam 2 yılımı aldı- ve bu yazıyı da blog’a yakışır bir şekilde kendi hayatımdan küçük bir parçayı sizinle paylaşarak süsleyeceğim…

İnsanlar yeni bir şey denedikleri zaman rahatsızlık hissederler çünkü onlar için yabancı bir şeydir bu. Daha önce denememişlerdir; bu yüzden de sonuçlarını kestiremezler. Sonucunu bilmedikleri şeyler için de huzursuz olurlar ve bilinmeyenden korkarlar. Buna biz rahatlık bölgesinin dışına çıkmak diyoruz. Bu rahatlık bölgesi bizim yapmakta alışkın olduğumuz şeylerdir. Yeni bir şey bulun; onu tekrarlayın ve artık sizin rahatlık bölgeniz olsun o şey. Ne olursa artık bu…


Yeni bir mekân deneyeceğimiz zaman o mekân bizim rahatlık bölgemizin dışındadır. O yere daha önce hiç gitmemişizdir; garsonları tanımayız, menüde ne var bilmeyiz, otururken bacaklarımızı uzatırsak laf ederler mi tahmin edemeyiz, nereye sıçacağımızı bile bilemeyiz. Bütün bunlar bizde gerginliğe yol açar; tabii ki şiddeti kişiden kişiye değişir. Bu gerilimi yaşamamak için de rahatlık bölgemize dâhil olan mekânları sık sık tercih ederiz.



Benim takılmayı sevdiğim mekânlar vardır. O kadar çok gitmişimdir ki oralara; artık evim gibi olmuşlardır. Tanıdığım her kızı da oralara götürürüm çünkü bunu yapmayı gerçekten seviyorum. Her kızı aynı yere götürüp, aynı yerde oturtup, onlarla aynı muhabbetleri yapmayı seviyorum. Her kız için değişik bir şey yapamam. Hepsine söylediğim şeyler hemen hemen benzerdir. Konuşurum, el falı bakarım, baktıktan sonra o eli bırakmam çünkü ellerinin yumuşaklığı hoşuma gitmiştir… Bunlar standart şeylerdir, yaparken düşünmem bile: “bunu yaptıktan sonra şu aşamaya geçeyim” diye. Kendiliğinden oluşur her şey…


Yine böyle bir günde farklı bir kızla aynı mekanda, aynı masada oturuyoruz. Sohbetteki aşamalar kendiliğinden gelişti ben bir şey yapmadan –otomatik viteste, manuel ile uğraşamam- ve kızın elini tutma aşamasındaydım. Kızla konuşurken bir saat boyunca elini bırakmadım. Kız bana “iki yıldır elimi hiçbir erkek tutmuyordu, ben kolay güvenmem erkeklere ama sana güvenmek için çabalayacağım” bla bla diyordu. Sonra artık ilahi takdir midir nedir, benim diğer konuştuğum kızlardan birisi mekâna geldi, bana baktı, kıza baktı, bana bir daha baktı, yüzüne “yazıklar olsun” gülümsemesi takındı ve hiçbir şey demeden arkamdaki masaya geçti arkadaşıyla beraber. Buraya kadar her şey güzeldi ama ben büyük bir hata yaptım. Ani heyecanın verdiği refleks ile diğer kızı görünce elimi kızın elinden çektim ve suratıma salak bir sıkıntı ifadesi taktım. Tabii ki kız her şeyi anladı. Toparlanmaya başladı ve “kalkalım” dedi ben de peşinden gittim. (Eğer yeni kız ve eski kız arasında kalırsanız daima yenisinin peşinden gidin çünkü yeni kızı ikna etmesi daha kolaydır. Eskisini unutun…) Dışarıda kıza sarıldım, elini tutmaya çalıştım, önüne geçtim, özür diledim ama fayda etmedi; kızın gözlerinden yaş gelmeye başlamıştı… Bana kızarmış gözleriyle bakıp “Kalbim temizmiş de daha sana güvenmeye başlamadan Allah nasıl birisi olduğunu gösterdi bana” dedi. Kız haklıydı, evine kadar bıraktım ve geri döndüm.


Kızla bir daha hiçbir şekilde konuşmadım çünkü elimden geleni yapmıştım. Sıra elimden gelenin meyvelerini beklemekteydi. İstediğim gibi de oldu; kız dört gün sonra bana “artık konuşmayacak mısın benimle, bu kadar mı düşman olduk?” diye mesaj attı…



Bir kızı sevdiğiniz mekânlara sık sık götürürseniz o da o mekâna alışmaya başlar. Onların rahatlık bölgesi haline gelir o mekân ve siz yokken de oraya gitmeye devam ederler. Benim düştüğüm hataya düşmeyin ve arada bir yakalanacağınızı düşünerek kızları değişik yerlere de götürün.