Her sabah uyandığınızda, zorunlu olarak gidecek yerleriniz
olduğunu düşünüyor musunuz?
Akşam olunca eve kaçta geleceğinizi biliyor musunuz?
Eve gelirken, geliş yolunu düşünüyor musunuz yoksa
kendiliğinden yol sizi götürüyor mu varış noktasına?
Bir hayatınız var mı, yoksa basit bir görevi mi yerine
getiriyorsunuz?
Siz yok olduğunuzda yerinizin doldurulamaz olduğunu
düşünüyor musunuz?
Ego nedir?
Egoya gerek duyuyor
musunuz?
Ego size dost mu düşman mı?
Korku hissettiğinizde korkunun sebebi ve korkunun üzerine
gidince gerçekleşecek durumları düşünebiliyor musunuz objektif olarak?
Bu dünyada tek bir şeye sahip olsaydınız o ne olurdu?
Değiştirmek istediğiniz bir özelliğiniz varsa bu nedir?
Varlığına kendiniz de inandığınız halde; başkalarından
duyunca rahatsız olduğunuz ve reddedip savunmaya geçtiğiniz özellikleriniz var
mı?
Başarısızlık durumunda suçlayacağınız kimseler ve bahaneler
var mı?
Ne istediğinizi biliyor musunuz?
Dev bir karınca olmadığınızı ispatlayabilir misiniz?
Oyunun ardını görebilecek kadar uyanık mısınız?
Oyunun ardını görebilecek kadar uyanık mısınız? Oyunun
farkında mısınız? Oyun deyince ne düşünüyorsunuz?
İlişkiler mi?
Kariyeriniz mi?
Eğlence mi?
İçsel dünyanız mı?
Kadınları tavlamak mı?
Kendini geliştirmek mi?
Oyunun ardını gören kişiler gerçekten var mı peki?
Hangimiz oyunu dışarıdan tamamen görebiliriz ki? Ayrıca
dışarıdan gördüğümüz oyunun bir parçası olmadığımızı kim garantileyebilir? Belki
dışarıdan bir seyircinin seyrettiği ve farkında olmadan oyuna dahil olduğu
komplike bir oyundur bu?
Herkesten farklı olan neden delidir? Herkes mi haklıdır deli
mi?
Resmin genelini görmek önemlidir. Peki resmin geneline bakan
kişiyi de resimle beraber resmetmek mümkün değil midir?
Paradoks nedir?
Gördüğünüz gibi, soracak çok soru var, ama cevap çok az. Bir
çocuğun aklıyla düşünmek bazen faydalıdır. Zihni açık tutar. Gözümüzün önünde
olup da gözden kaçırdığımız şeylerin farkında varmamızda yardımcı olur. Resmin
dışından bakmamıza, hatta o resmi çizmemize yardımcı olur.
Dünyada bulunma sebebimiz benim hep ilgimi çeken bir konu
olmuştur. Neden varız, nereye gidiyoruz, gerçek bir imtihan mı yoksa bir
gereklilik mi? Daha büyük bir şeyin küçük ve zavallı bir parçası mıyız? Ne
kadar kendimizi geliştirirsek geliştirelim, ne kadar büyürsek büyüyelim, hep
daha büyük bir şeyin gelişmiş bir parçası olarak mı kalacağız? Bu konularda
düşünmek ve yorum yapmak hoşuma gider. Muhabbetlerimde bunlardan bahsetmek,
ilginç sorular ve önerilerle diyaloğu süslemeyi severim. İlgi çekmek için
değil, beynimi canlı tuttuğu için severim.
Siz de düşünün. Bu dünyada yeriniz ne? Büyük bir şeyin küçük
bir parçası mısınız tıpkı insan vücudundaki faydalı bir hücre gibi. Hatta onun
da ötesi bir atom gibi. Bunun farkına vardığınızda sadece sizin değil, diğer
insanların da aynı durumda olduğunu göreceksiniz. Herkes bir oyunun parçası.
Belki başka bir şeydir bu. Bir tür etkinliktir, festivaldir ya da ucubelerden
oluşan bir sirk gösterisidir. Bilimsel bir çalışma alanı da olabilir. Bilmiyorum.
Bilmediğim için de oyun diyorum. Kurallar belli. Doğarsın, yaşarsın,
kazanırsın, kaybedersin, eğlenirsin, üzülürsün, çoğalacak kadar uzun yaşarsan
kendinden bir parçayı dünyaya getirirsin ve mirasını ona bırakıp göçüp
gidersin. Senin bir parçan senin yerine dünyada yaşamaya devam eder. Yani
yaşayanlar, ölenlerin bir parçasıdır. Hepimiz basit bir sıvıydık, değiştik. Bu
oyunda kazananlar vardır, kaybedenler vardır. Ama kısa süreli. Bir kere başarıp
bir daha rahat etmek söz konusu değil. Bir kere ölürsen, oyun biter. Yedek
jeton yoktur. O zaman bu oyunu gerçekten oynamalı mıyız? Cevabım evet. Hem de
öyle güzel oynamalıyız ki, yaşlandığımızda yaşadığımız tek pişmanlık; dünyanın
bize yetersiz olduğunu düşünüp yanlış yere gönderildiğimizi düşünmek olsun.
Oyunu oynayın. Ancak kurallarıyla değil. Kuralları çiğneyin. Hile yapın. Bu
dünyada en önemli varlık sizsiniz çünkü yok olduktan sonra kimse size ne
olacağını bilmiyor. Kimse sizi umursamıyor.
Her sabah kalktığınızda kendinize hatırlatın. Bir oyunun
içinde olduğunuzu söyleyin kendinize. Ve dursanız da aktif olsanız da,
saçmalasanız da günün birinde ölüp gideceğinize inanın. Tehlikeden kaçmak,
stressiz yaşamak, korkudan uzak durmak, heyecanlanmamak sizin hayatınızı en
fazla 40 yıl daha uzatır. Boşuna geçen, çoğunluğu sıkıcı ve zamanın geçip
gitmesini dilediğiniz 40 yıl. Bir daha dünyaya gelseydim çok farklı bir yerde
çok farklı bir şekilde doğmak isterdim diye yakındığınız 40 yıl. Pişmanlığın
kelime anlamını çok iyi öğrendiğiniz, bütün damarlarınızda pişmanlık aktığı;
kendinizden nefret ettiğiniz bir 40 yıl. Gençliğinizden, hatalarınızdan,
kararlarınızdan nefret ettiğiniz 40 yıl. Ve yaşlandığınızda, arkanıza bakmak
istemeyeceğiniz 40 yıl.
Karar verme zamanı. Boşa geçen, hayallerinizi yaşamadığınız,
sizi siz yapan değerleri yaşamadan, başkalarının istediği gibi yaşayıp
gideceğiniz bir 40 yıl mı istiyorsunuz yoksa korku, heyecan, adrenalin, zevk,
acı gibi bütün duyguları; sizi canlı hissettiren bütün duyguları yaşadığınız
bir 10 yıl mı?
Ya da 5 yıl, hatta bir gün. Öyle bir gün yaşarsınız ki; onu
hatırlarsınız ama hayatınızdaki 20 yılı hatırlayamazsınız.
Size 3 gün önce ne yaptın dediğimde eğer 3 gün öncesini
hatırlamıyorsanız bu sizin salak olduğunuzu göstermez. Balık hafızasıyla
alakası yok. Bu sizin 3 gün önce yaşamadığınızı gösterir. 3 gün önce ölüydünüz.
Size 12 Ocak 2013’te nerdeydiniz dediğimde eğer o günü hatırlamıyorssanız, o
gün sizin öldüğünüzü gösterir. Ve o günden sonra hatırladığınız bir gün varsa,
o güne kadar ölü olup; o gün canlandığınızı, sonra tekrar öldüğünüzü gösterir.
5 yıl fazladan yaşamak için 10 yıl boyunca günde 2 saat
koşabilirsiniz. Salatalıkla beslenebilirsiniz. Ama bu 10 yılla alakalı hiç
yoğun bir şey hatırlamıyorsanız, zaten 10 yıl kayıpla başlıyorsunuz demektir
hayata. 5 yılın da nasıl geçeceği aşağı yukarı belli.
Şu anda hepiniz erkek çocuklarısınız. Belki bir kaç tane de
meraklı kız çocuğu vardır bilmiyorum. Ama genelinin erkek çocuğu. Yetişkin
erkekleri göremiyorum burada. Hatta büyük konuşmak gerekirse; dünya üzerinde
çok fazla yetişkin erkek göremiyorum. Evet varlar, ancak nadirler. Benim
çevremde yok denecek kadar az. Genelde 40-50 yaşına gelip halen büyüyemeyen
erkekleri görebiliyorum. Hayattaki amacına ulaşamadığı için amacının ne
olduğunu unutmuş, dünyayı başkaları için yaşamaya başlamış, ana rolden yan role
çekilmiş yaşlı çocuklar.
Bizim Türk’ler için söylenen çok yaygın bir şey vardır.
Savaştan asla kaçmazlar, ölüme gözü kapalı giderler diye. Evet, bu doğru. Çünkü
kimse hayatını doğru düzgün yaşamıyor. Dünyadan alınan bir zevk yoksa ölüm pek
de mantıksız bir seçenek gelmez. Ayrıca savaş insanın erkekliğini doruklarda
yaşadığı bir durumdur. Ölmek ve öldürmek... Geçici süreliğine kendi hayatının
kontrolünü ele almak. Amaçların uğruna hayatta kalmaya çalışmak ve önüne çıkan
bütün engelleri ezip geçmek hiç düşünmeden. Yarını düşünmemek. Savaş budur
işte. Erkeklik duygularımızı sonuna kadar yaşayacağımız bir olgu. Uğruna ölmeye
değer.
Erkek olmak macera içinde olmayı gerektirir. Köpek balıkları
gibi; hareketsizlik öldürür erkekleri. Herhangi bir kıraathaneye gidin. Orada
göreceksiniz ölmüş erkekleri. Bu duruma düşmemek için sürekli hareket halinde
olmalı bir erkek. Her günü ayrı bir macera olarak yaşamalı. Şimdi şunları
sorabilirsiniz:
Katılabileceğim bir savaş yok.
Macera deyince aklıma dünya turu geliyor. Bunu karşılayacak
param yok.
Sabah 8 akşam 5 çalışıyorum. Maceraya vakit yok.
Haklısınız... O kadar çok bahane var ki önünüzde. Ancak bu
bahaneler 30 yıl sonra pişmanlığınız olacak. Sadece kişisel ihtiyaçlarınız için
bugünü yaşamak, sadece hayatta kalmak ileride yaşanacak pişmanlığın
belirtileridir.
Sabah 7de kalkıp, kahvaltı etmeden evden çıkıp her zamanki
pastaneden poğaça aldıktan sonra her zamanki yolu kullanarak işe gitmek ve
akşam 5 olmasını beklemek sonra 6da eve gelip haberleri izleyerek geceyi yapıp
uyumak sıradanlığın belirtisidir. Pişmanlığın habercisidir.
Sıradan olmak istiyorsanız, rutine bağlayın. Devam edin.
Rahatlık bölgesi sizi rahatsız etmez. Kendi yatağınızda yatmak güvenlidir. Ama
başka yataklarda yatmanın verdiği heyecanı da bu hayattan beklemeyin. Sıradan
olmak istiyorsanız sıradan olun. Sizin kararınız. Ancak bir şeylerden
rahatsızsanız da bunun sebebini iyi düşünün. Depresyon bir şeylerden memnun
olmama durumudur. Sıkılmak bir şeylerin eksikliğidir. Ne zaman depresif ve
sıkılgan hissederseniz kendinize sorun: Ne istiyorum, ben kimim, ne olmalıyım,
kiminle olmalıyım, şu anda ne yapmalıyım... Bu soruları sorun ve alacağınız
cevabı uygulayın. Ne olursa olsun. Bahaneniz ne kadar mantıklı olursa olsun.
Ucunda ölüm gözükmüyorsa biraz risk alın.
Macera konusuna da tekrar dönmek istiyorum. Evet, bu devirde
maceraya bilerek atılmak biraz masraflı olabiliyor. Ancak ulaşılması kolay bir
macera daha var. Hem de hemen kapınızın önünde. Etrafınızda, bakış açınız
içerisinde. Kadınlar... Kadınlar bu dünyadaki en ucuz ve ulaşılması kolay
maceralardır. Hangi kadından ne tür macera çıkacağını asla tahmin edemezsiniz.
Hayatınız bir anda bambaşka bir boyutla kesişebilir. Tıpkı Adem ve Havva gibi.
Önce hayatınız bir kadınla kesişir, size çekici ama tehlikeli bir teklifle
gelir; siz de bunu kabul edersiniz ve bambaşka bir dünyada yeni bir maceraya
başlarsınız. Ve bu hiç eskimez. Her kadınla farklı maceralar yaşamaya
başlarsınız ve sonunda; maceranın kendisi olursunuz.

yiikim
YanıtlaSilbelki bildiğiniz bir şeydir. bir bardak deneyi. bir gün profösor gelir elinde bir bardakla sınıfa. sorar öğrencilere "bu bardağı elimde ne kadar süre tutabilirim?" bir saat iki saat bir gün bir hafta. çağırır öğrencilerden birini verir eline bardığı der tut. öğrenci tutmaya başlar. zaman geçtikçe öğrencinin eli yavaş yavaş karıncalanmaya, biraz zaman geçince dayanılmaz ağrılara dayınır, biraz daha zaman geçince öğrenci elinden bardağı bırakır ve bardak yerçekimine karşı koyamaz düşer parçalanır. profösor döner öğrencilerine bu bardak bir düşünce olsa onu ne kadar süre taşıyabilirdiniz?
hayat çok kısa bir bardağı amaçı olmadan taşımak tamamen israftır.
hayat bize roller verir. bu rollun dışına çıkmak kötüdür tu kakadır, bozuktur, hastadır, delidir vs annedir, babadır, işçidir, memurdur, çaresiklidir. rol rahattır hemde çok rahattır. ve işin bir kötü tarafı rol olduğunu bildiğimiz halde kimse o rol oynamak istemiyor. sanki birileri o rolu oynatıyor. rolunu değiştirmek içinde bir çaba sarf etmiyor. ben rolumu seçtim bu benim rolum benden başka kimse benim istemediğim bir rolu oynatamazda demiyor. rolleri görmeye başladığımdan beri o komik geliyor ki hayat inanılmaz bir şey bu. herkezin bildiğini tahmin ettiğim bir örnek var.bir okulda sınıfın en iyilerini bir başka sınıfa koyuyorlar ne olacağını merak ediyorlar. en iyilerin olduğu sınıf normal bir sınıf oluyor.
soru şu hergün aynı role girmek mi istiyoruz? yoksa rolu değiştirmek mi?
usta birebir eğitimler falan varmı
YanıtlaSilYararlı oldu teşekkür ederim.
YanıtlaSilEline koluna saglik cok guzel olmus
YanıtlaSilSüpersin sensey takipteyim
YanıtlaSilgerçekten çok etkli bi yazı teşekürler
YanıtlaSilGüzel
YanıtlaSilTakipcilerin yaş profilleri kaç acaba ?
YanıtlaSilkanka süpersim
YanıtlaSilgelmis gecmis en iyi yazi
YanıtlaSil